bir kısım bela ve musibetlere müptela kılıyordur. Bizden de temsil ettiğimiz konumun hakkını tam olarak vermemizi istiyordur. Dayandığımız ve güvendiğimiz sebepleri tek tek elimizden alarak Kendisine daha yürekten yönelmemizi murat buyuruyordur.Şu bir gerçek ki insanoğlu muztar (çaresiz) duruma düşmeyince, yani bel bağladığı sebepler bütün bütün elinden uçup gitmeyince çok defa Müsebbibü’l-Esbab’a yönelmiyor. Belki el kaldırıp dua ediyor, başını yere koyuyor ama bunlar şekilden ibaret kalıyor. Izdırar hâli yaşamadığı sürece, kendi benliğinden sıyrılarak bütün gönlüyle, benliğiyle O’na yönelemiyor. Bazen kendine bazen de sebeplere takılıyor. İşte Allah Teâlâ, O’nunla aramıza girerek husuf ve küsûfa yol açan masivadan sıyrılmamız ve nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyetin zuhur etmesi için kullarını zaman zaman geçici sıkıntılara sokar. Şayet biz bu imtihanı kazanır, muztar bir gönülle O’na teveccüh edebilirsek yaşadığımız mihnet ve sıkıntılar rahmet tayflarına dönüşür.Öte yandan yaşadığımız tazyiklere, balyozlara, eziyetlere birer şefkat tokadı nazarıyla da bakılabilir. Bütün bunları bir anlamda Zât-ı Ulûhiyet’in hafif bir ‘kulak çekmesi’ olarak görebiliriz. Zira O’nun bize lütfettiği ihsanları rantabl değerlendirememiş olabiliriz. Ortak akla müracaat etmek yerine keyfî kararlar almış bulunabiliriz. Allah’tan gelen ihsan ve lütufları kendimizden bilmiş olabiliriz. Bunlar neticesinde de Rabbimiz, bizi ikaz etmek ve yeniden istikamete çağırmak için tabiri caizse, hafifçe kulağımızı çekmiş olabilir. Cenab-ı Hak, yaşadığımız sıkıntıları farklı farklı hayırlara vesile kılıyorsa bunları bir yönüyle cebr-i lütfî olarak değerlendirmek gerekir.Bugün birilerinin size çamur atmasına, sırt dönmesine, sizi yalnız bırakmasına da çok takılmayın. Herkesin mukavemet sistemi aynı değildir. Rüzgârın şiddetine göre yol ve yön değiştirenler her dönemde olmuştur. Öteden beri idlâl edilen (yanlış yönlendirilen) ve kitle psikolojisiyle hareket eden niceleri yanılarak sağa sola saçılmış ve savrulmuşlardır. Fakat belli bir