İhlas ve kardeşliğin sağlanmasıyla Allah’ın yardımının ümit edilebileceği belirtilir. Bu çerçevede üzerinde durulan diğer bir konu, İslam’ın yüzünü karartanların durumu ve ışık yolcularına düşen ıslah vazifesidir. Söz konusu karartmalara karşı aydınlatma ve ıslah etme çalışmalarının en az çeyrek asır alacağı ifade edilir. Ardından sıkıntıların inkişaflara gebe olduğu vurgulanır ve böylece Kur’ânî bir hakikat ve tarihte çok tecrübe edilmiş bir gerçek ortaya konur. Eserde ara ara bazı yanlış anlamalar da tashih edilir. Mesela diyalog çalışmalarını dinden taviz gibi görenlere, bunun Peygamber yolu olduğu örnekleriyle açıklanarak izah edilir. Devamında denge üzerine kurulu bir hayat teklifi yapılır. Sonrasında ise hizmette vazife almanın, aktif olmanın önemine, kenara çekilme düşüncesinin ne tehlikeli bir düşünce olduğuna değinilir. Hizmette emekliliğin olmadığı, insanın son nefesine kadar küçük de olsa bir şeyler yapabilme gayreti içerisinde bulunması gerektiği hatırlatılır. Vazife şuuru üzerinde durulan diğer bölümde ise vazife almamanın veya vazifeyi bırakmanın arkasında hem rahmani hem de nefsani duyguların bulunabileceği vurgulanır. Önemli olan; kalbin atışlarının iyi yoklanması, nefsin isteklerine göre hareket edilmemesi, vazifeyi bırakmanın ya da vazife almamanın mutlaka mantıklı, tutarlı ve her şeyden önemlisi de rahmani bir düşünceye bağlı olmasıdır.Geçmişteki kavimlerin helak olmasına sebep olan günahların hepsinin birden bugün işlendiği de vurgulanır. Fakat Allah, ümmet-i Muhammed’i bir rahmet cilvesi olarak helak etmemekte, bununla birlikte lokal olarak zalim ve fasıklar cezalandırılmakta, konumlarının hakkını vermeyen müminler de itap görmekte, musibete uğramaktadır. Bu konuyla bağlantılı olarak musibetlerin maddi sebeplerinin yanında manevi sebeplerinin de dikkate alınması gerektiği ifade edilir. Sonraki bölümde gayret-i diniye ile hırs arasındaki ince çizgiye dikkat çekilir. Din konusunda gayretli insanlara –dikkat etmediklerinde– hırsa düşebilecekleri ikazı yapılır.