İçeriğe geç

temsil etmenin ötesinde, Kur’ânî hakikatleri topyekûn insanlık çapında ihya etmeye ve hayata hayat kılmaya kendilerini adamış kimselerdir.

Bakış Açımız ve Tarihselci Yaklaşımlar

Dünyada pek çok inanç şekli, metafizik anlayış ve Zât-ı Ulûhiyet telakkisi bulunmaktadır. Bizim için önemli olan, Kur’ân’ın tarifleridir. Metafizik dünya hakkındaki en hakiki malumat, peygamberler tarafından beşere bildirilmiştir. Zât-ı Ulûhiyet’i en doğru şekilde insanlığa onlar tanıtmıştır. Ölüm, berzah ve ahiret âlemleriyle ilgili en gerçekçi izahları onlar yapmıştır. Bu konularda semavi vahyin sesine kulak verilmezse yanlış telakkilere girilir. Nitekim Ehl-i Kitap, vahyi orijinal hâliyle koruyamadığı için itikadî konularda bazı boşluklara düşmüş, yanlış yorumlar yapmış, inhiraflar yaşamıştır.Şunu unutmamak gerekir ki insan aklının idrak sınırları vardır. Bir insan dâhi de olsa bu sınırların ötesine geçemez. Ziya Paşa’nın ifadesiyle;

“İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”

Şimdiye kadar nice filozof ve mütefekkir Allah’ın varlığından bahsetmiştir; ama O’nun isim ve sıfatlarına dair gerçek bilgiye ulaşmak için vahye kulak vermek gerekir. Zira bu gaybe ait bir meseledir ve bu konuda nihaî noktayı koymak bizim idrak sınırlarımızın dışındadır. Ulûhiyet ve rububiyet hakikatlerine dair doğru bilgi elde etmenin yolu, peygamberlerin sözlerine kulak vermekten geçer. Kur’ân neslinin başlıca vazifelerinden biri Allah’ı, Kur’ân ve Sünnet’i referans alarak tanımak, sadırlara şifa olacak şekilde insanlığa tanıtmaktır.Mehmet Âkif’in şu sözünde gösterdiği ufuk, Kur’ân nesli için önemli bir hedef olmalıdır:

112