İçeriğe geç

yın ki kalbinde fesat bulunan bir kimse ümide kapılmasın. Konuşurken size yaraşır şekilde ciddiyet ve ağırbaşlılıkla söz söyleyin, ölçülü konuşun. (Dışarı çıkmanızı gerektiren mecburi bir sebep olmadıkça) vakarla evinizde oturun. (Mecburi bir ihtiyaç için dışarı çıkmanız gerektiğinde de) İslam öncesi Cahiliye döneminde olduğu gibi süslenip dışarı çıkmayın, namazı hakkıyla ifa edin, zekâtınızı verin, hülasa Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Ey Peygamberin şerefli hane halkı, ey Ehl-i Beyt! Allah sizden her türlü kiri giderip sizi tertemiz yapmak istiyor. Oturun da evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmetlerini anın. Allah muhakkak ki latif ve habirdir.”1

Konuma Göre Subjektif Mükellefiyet

Cenab-ı Hak, bu âyet-i kerimelerle cebr-i lütfî olarak ihraz ettikleri konumun hakkını vermeleri için Peygamber hanımlarına yol gösterme adına iş’ar ve işaretlerde bulunmuştur. Çünkü onlar sağanak sağanak vahyin yağdığı bir atmosferde bulunuyorlardı. Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) maiyet-i daimiyesiyle (daimî refakatiyle) şereflenmişlerdi. Bu öyle bir konumdur ki ona erişmek için dünyalar verilse değerdi. Meseleye İmam Mâturîdî Hazretlerinin iradeye yüklediği mana açısından bakacak olursak şöyle de diyebiliriz: Allah Teâlâ, onların eda edecekleri misyonu ezelî ilmiyle bildiğinden, daha baştan onlara böyle bir lütufta bulunmuştur. Yukarıdaki âyet-i kerimelerle onlara mazhar oldukları konum itibarıyla çok daha hassas hareket etmeleri gerektiğini hatırlatmış ve objektif mükellefiyetin üstünde subjektif mükellefiyetin yolunu göstermiştir.

Allah (celle celâluhu), âyet-i kerimenin başında, ِ� َيَا ِنَِسَ ٓاَءَ ا لَّنَِبِّىَلَْسْ ُتََُّنَ َكََاََحٍَدٍ ِمَِنَ الِّن�َِسَ ٓاِءِEy Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz.” buyurmak suretiyle, ezvac-ı tâhiratın sıradan kadınlardan farklı olduğunu vurgulamıştır. Onlar sıradan

18