güzel ilişkiler, kardeşlik münasebetleri orada ayrı bir derinliğe ulaşacaktır. Kim bilir orada bundan nasıl bir zevk duyacak ve mümin kardeşlerinizle nasıl âşıkane bir münasebet içinde bulunacaksınız! Belki de kardeşinizle yüz yüze gelmek, onun gökçek yüzüne bakmak içinize öyle bir inşirah salacak ki onu cennet ni-
metlerine bedel sayacaksınız. Zaten ا َأَْعَدَ ْدُْتُ ِلِِعَِبَاِدَِيَ الَّصَ اِلِِحِ يَنَ َمَا اَل“ َعَْيٌْنٌ َرََأَْتْ َوَ اَلا ُأُذٌُنٌ َسَ ِمَِعَْتْ َوَ اَلا َخََطَرَ َعََلَى َقَْلِْبِ َبََشَ ٍرٍSalih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan kalbinin de tasavvur edemediği nimetler hazırladım.”48 hadis-i şerifinde de ifade edildiği üzere oradaki nimetler her türlü tasavvurun üzerindedir. Yani bu nimetler, sizin burada ortaya koyduğunuz güzelliklerin değişim üstüne değişim geçirerek farklı bir mahiyet almasıdır.
Baştaki sorunuzun ikinci kısmıyla alakalı olarak da kısaca şu hususlara işaret edilebilir. İmanın vadettiği bu güzellikleri her bir insan, kendi imanının enginlik ve derinliğine göre duyar ve yaşar. Bazıları bunu sadece nazarî planda duyar ve hisseder. Bunlar ilk mektepte iman hakikatleri adına hocalarından duyup öğrendikleri şeylerle iktifa ederler. Hâlbuki bu, sadece işin başlangıcıdır. Bazıları ise nazarî bilgilerini ilim ve tefekkürle delillendirir, sağlam esaslara bağlar, amel ve ibadetle benliklerine mal eder ve onu marifete dönüştürür. Başka bir ifadeyle, nazarî bilgiden ilme’l-yakîne yürür ve oradan da ayne’l-yakîne yükselirler. Ayne’l-yakîn mertebesine ulaşıldığında orada ihsan sırrı zuhur eder. Yani insan bu mertebede her an Hak tarafından görülüyor ve Hakk’ı görüyor olma mülahazasıyla oturur, kalkar ve hayatını hep bu seviyede sürdürür. İsterseniz buna hayvaniyetten çıkma, cismaniyeti bırakma, ten kafesinden sıyrılma ve ruhun hayat derecesine seyahat etme de diyebilirsiniz. Burada her şey daha engin, daha net ve kendine has cazibedar güzellikleriyle daha parlak görülür ve duyulur. Onun için böyle bir hayat mertebesinde
Dipnotlar
- Buhârî, bed’ü’l-halk 8, tefsîru sûre(32) 1, tevhid35; Müslim, îmân 312,cennet 2-5.