İçeriğe geç

merkezine Allah’ın teveccühünü, inayetini, maiyetini, hıfz u himayesini, nusret ve yardımını koymalıyız ve daima  ”Allah’ım, Sana kavuşma iştiyakıyla kalblerimizi doldur.” demeliyiz. O’na olan iman, yakîn, tevekkül, teslimiyet ve güvenimizi artırması adına yalvarıp yakarmaktan dûr olmamalıyız (uzak kalmamalıyız). Ama bütün bunların O’nun hakkını eda etmeye yetmediğini bilmeli ve sözlerimizi O’na hakkıyla kulluk yapamadığımızın, O’nu hakkıyla bilemediğimizin, O’na hakkıyla hamd ü senada bulunamadığımızın itirafıyla noktalamalıyız. Belki de O’nun ululuğunu, kendi küçüklüğümüzü, ibadetlerimizin sığlığını itiraf etmemiz O’nun merhametine dokunur, rahmetinin enginliğiyle münasebete geçer ve dolayısıyla da Allah, gerekli olan ama yapamadığımız kulluktan dolayı meydana gelen boşluğu rahmetiyle doldurur.Ahirette Cenab-ı Hakk’ın teveccüh ve rahmetine, rıza ve rıdvanına mazhar olmak istiyorsak bu dünyada hep bu değerlerin peşinde olmalıyız. Hep söylediğimiz gibi teveccüh, teveccühü celbeder. Biz bu tür mülahazalarla dopdolu olduktan sonra dünya kendini bize kabul ettiremez. Dünyevi nimetler karşısında başımız dönmez, bakışımız bulanmaz. Dünyayı Allah Teâlâ’ya ulaşma ve kavuşma adına bir vasıta, bir yol, bir koridor olarak kullanırız. Biz dünyaya böyle bakarsak, fâni yüzüyle kömür veya toz toprak gibi değersiz olan dünya birdenbire yakuta, zebercede, elmasa dönüşür.

118