inhiraf yaşamadan dosdoğru yürüyebilmektir. Zira bu yoldan sapmak, Kur’ân’ın, Sünnet’in ve seleflerimizin yolundan ayrılmak demektir. Onların yolundan ayrılan ise iflah olmaz. Dökülenlere bakıp mazeret bulmaya çalışmak, inhiraflarımıza bahane aramak sadece bir züğürt tesellisidir. Senelerce boykota, baskıya ve işkenceye maruz kalan sahabenin “of” dediğini, yolundan şaştığını duydunuz mu? Onlar demedilerse bize de “of” dememek düşer. Bugün “of” demeyenlere Cenab-ı Hak yarın “oh” dedirtir.İnsan tabiatını görmezden gelemeyiz. Maruz kalınan eza ve cefa karşısında bir beşer olarak üzülürüz, içimiz burkulur. Tiran bozmalarının yapmış oldukları her bir zulüm bir mızrak gibi sinemize saplanır. Bir insanın onca fecâyi ve fezâyih (facia ve zulüm) karşısında üzülmemesi, teessür duymaması gamsızlıktır, hissizliktir. Ne var ki en başta da ifade edildiği gibi bütün bu olumsuzluklar karşısında istikametten ayrılmayız, hislerimizin tesiri altına girmeyiz, üzüntümüzü şikâyete çevirmeyiz. Sözlerimizle ve tavırlarımızla çevremizdeki insanların kuvve-i maneviyelerini kırmaz ve onları ümitsizliğe sevk etmeyiz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yaşanan tazyiklerin inkişaflara vesile olacağına inanır, maruz kalınan sıkıntıların kazanımlarını düşünür, sabır ve rıza ile Allah’ın yardım ve inayetini talep ederiz. Allah, yolunda yürüyenleri –istikametlerini korudukları sürece– hiçbir zaman tepetaklak etmemiş, asla yarı yolda bırakmamıştır. Yolun bir noktasında onların bir kısım eziyetlere maruz kalmasına izin verse bile, daha sonra onları sahil-i selamete çıkarmıştır.