İçeriğe geç

Üçüncü hatası; yemin, beyyine ve delil meselesi dünyevî umura müteallik meselelerdedir. Tamamen ilâhî bir hak olan peygamberlik iddiası gibi bir meselede söz söylemek ve hele yemin etmek bir sapıklıktır. Efendimiz’in, “Bir yerde siz herhangi biriyle bir anlaşma yapacağınız zaman Allah ve Peygamber’in adını kullanarak yapmayın. Çünkü Allah’ın ne murat buyurduğunu siz bilemezsiniz. Siz o anlaşmayı kendi adınıza yapınız.” hadis-i şerifi de bu hakikati ifade etmektedir. Peygamberlik meselesi, iki varlık arasında cereyan eden öyle gizli ve sırlı bir meseledir ki, o mevzuda bir insanın kalkıp yemin etmesi ve o yeminin bir başkasını bağlaması olacak şey değildir. Şayet böyle bir şey olsaydı, müşrikler Efendimiz’e “Yemin et! Sen Resûl müsün değil misin?” derlerdi. Bu konuyla alâkalı Allah Resûlü’nün hayatında yemin değil de sadece bir yerde “ibtihal” meselesinin bahis mevzuu olduğunu görüyoruz. Necran’dan gelen bir grup Hıristiyan, Efendimiz’e “Sen peygamber değilsin” demişlerdi. Bunlara cevaben Efendimiz de, “İsterseniz gelin çoluk çocuğumuzu ortaya koyalım, ben peygamberim diye yemin edeyim, siz de değilsin diye ısrar edin.” demiştir. Bunun üzerine onlar da bundan vazgeçmişler ve öyle bir şey de gerçekleşmemişti.4

Evet, bu kadar tutarsız ve zayıf bir iki paradoksla bir insanın kendini böyle bir makamda görmesi fevkalâde yanlış, yanlışın da ötesinde komiklik gibi bir şey…

Toprak Bütünlüğü

Bütün insanları, insan oldukları için severim. Ancak şunu da ifade etmeliyim ki, hassaten Anadolu insanının benim gönül dünyamda ayrı bir yeri vardır. Çok rahatlıkla başımı kaldırım taşı diye onların ayakları altına koyabilirim. Bu itibarla şer güçlerin saf Anadolu insanının içine attıkları iftirak tohumları beni ziyadesiyle dilgir eder ve yüreğimi dağlar.

113