Bütün bunlara rağmen onların hiçbiri, kendi dönemlerinde bugünkü diyalog ve hoşgörü temsilcilerinin gördüğü ölçüde bir hüsnükabule mazhar olmamış, mesajları mâşerî vicdanda bugün olduğu ölçüde mâkes bulmamıştır. Zannediyorum onlar bu asırda bulunup hoşgörü ve diyaloğa bugün gösterilen yönelişi görselerdi: “Nasıl oluyor da siz böyle tabakat-ı beşer çapında diyaloğa muvaffak oluyorsunuz, bu işin sırrı nedir?” diye sorarlardı.
Bu devâsâ kametlerin mazhar olamadıkları bir olgu ve bir mazhariyeti elde tutmak için bu yolda ısrar etmek gerekir. Dün önemli bir zat bana, “Daha düne kadar hak-hukuk mevzuunda hassas olmayan medya, bugün büyük ölçüde bu tavrından vazgeçmiş durumda.” dedi. Aslında bunlar yeryüzüne Cenâb-ı Hakk’ın koyduğu hüsnükabulün bir göstergesidir. Onun için bunu görmezlikten gelmek nankörlük, görüp de şükretmemek inkârın ayrı bir buududur.
Tahiri Mutlu
Hazreti Bediüzzaman’ın anlayışına göre, eğer bir beldede iman dolu bir sîne varsa, orada, bütün gönüllere imanın güzellikleri duyrulabilir. Evet, “Himmetim milletimdir.”6 diyen insanların yapacağı hizmetler hem Allah’ın hem de Peygamber’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beklediği hizmetlerdir.
Bu anlayışa göre Allah’a yürekten inanan her bir mü’min gönül, bir beldeye gittiğinde orada tam merci olmalı ve bütün karanlıkları aydınlatacak bir performans sergilemeli.. duygu ve düşünceleri ışığa garkedecek bir misyon ortaya koymalı ve çevresinde hemen yüzler, binler hâlelenmelidir –ve inşâallah öyle olur–. Bu ise ancak, sahabenin ilkleri gibi, davayı hayatının gayesi bilmekle gerçekleşecek bir husustur.
Dipnotlar
- 6 Bkz.: Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.95 (İlk Hayatı).