Kur’ân’ın talebesi, bir zalim, bir gaddar, bir hodfurûş, bir hodbîn, bir cebbar değildir. O sadece bir kuldur; Allah’ın kulu. Kur’ân, her fırsatta insanların Allah’a kul olduğunu hatırlatır ve bunun onun için bir şeref, bir pâye olduğunu vurgular. Kur’ân’ın terbiyesi sayesinde bir insan, kendisinin, Allah’a kul olduğunu kavramışsa, en büyük bir fazileti ihraz etmiş demektir. Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) en mümeyyiz vasfı Allah’ın kulu olma vasfıdır. عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ“Kulu ve Resûlü…” Bazı imamlara göre Arapçasındaki bu vav, mutlak cem’ içindir ve tertip söz konusu değildir. Tertibi kabul edenlere göre konuyu ele alacak olursak, bundan, Resûl-i Ekrem’in evvelâ kul olduğu anlaşılır. Bunda da lâtif bir nükte vardır. Resûl-i Ekrem elçi olmadan evvel de Allah’ın kuluydu, vefatıyla elçiliği bittikten sonra da yine Allah’ın en aziz, en eşref, en ekrem kuludur. Her şey bitse de kulluk temâdî edip gitmektedir.. evet her şey, nübüvvet, vilâyet ve bunlara terettüp eden bütün vazifeler biter. Bitmeyen bir şey vardır: Ezel ve ebed sultanı olan Allah’a kulluk…
Allah’ın: “Ey insanlar kulluk edin!..”5 demesine karşılık, mü’min günde kırk defa kemerbeste-i ubudiyetle Allah’ın huzuruna gelir, “Yalnız Sana kulluk ederiz.”6 der.
İyi bir mü’min, en büyük mahlûkata dahi ibadete tenezzül etmeyen aziz bir kuldur. O sadece Allah’a kul ve bendedir. Bu yönüyle de o zelil gibi göründüğü anlarda da tam bir sultandır. O, hiçbir firavuna karşı bel kırıp boyun bükmez ki, Peygamberler’in (aleyhimüsselâm) hayatı bu konuda mühim örneklerle doludur. Onlar, Mâbud-u Mutlak, Maksûd-u bi’l-İstihhak’ı bir olarak tanımış ve hiçbir zorlama karşısında başkalarına serfürû etmemişlerdir.
Dipnotlar
- 5 Bakara sûresi, 2/21.
- 6 Fâtiha sûresi, 1/4.