Evet bir toplum, dünyayı, nefislerine bakan yanlarıyla maksudun bizzat olarak ele alır, kalbiyle, ruhuyla ona yönelir; Allah’ın rızasını da bir tarafa bırakırsa, yani dünya ve onun içindekilerini Allah’a tercih ederse o “Lâ ilâhe illallah” dese de, kalbî ve ruhî istikametinin var olduğu söylenemez. Burada Allah Resûlü, “Allah kalbinize ‘vehen’ koyacak, siz de o zaman hasımlarınız karşısında yenileceksiniz.” derken, bir başka hadis-i şerifte de, kalblerdeki mehabetin alınması adına “Emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l münker”in yapılmaması; kitap, haşir-neşir akidesinin anlatılmaması gibi önemli bir ihmale dikkatleri çeker.
Öyleyse, gayet imanlı, olabildiğine maddî-mânevî açıdan güçlü, dağları delecek kadar iradeli, dünyayı nefsine bakan yönüyle istihkâr edecek kadar basiretli, vehene gönlünde yer vermeyecek ölçüde Rabbâni ve düşmanları karşısında tepeden tırnağa mehâbet, şebâbet dolu bir neslin yetiştirilmesi bizim için en büyük gaye olmalıdır.
2. Kadının Vazifesi
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Allah, kadınların ve çocukların haklarının ihmalinden ötürü gazaplandığı kadar hiçbir şeyden gazaplanmamıştır; yani gayret-i İlâhi’ye en çok dokunan, kadınlarla çocukların durumudur.” buyurmaktadır. Kadın vazifesini yapmadığı, kendi vazifesinin dışında değişik fantezilere daldığı, çocukların ihmal edilip gençlerin baştan çıkarıldığı; şehvet metâı hâline geldiği zaman gayretullahın harekete geçmesinden endişe duyulmalıdır.