İçeriğe geç

Onlar peygamberler yolunda sürekli bu mülâhazalarla soluklanıp dursunlar, tabi bu tür Hakk’a adanmış ruhlara mukabil, bir de hemen her devirde o mefkûrezede, bencil, dünyaperest, saltanat hastası, daha doğrusu insan bozması kara ruhlu, kara düşünceli avene-i şeytan da onları karalamadan hiç mi hiç geri durmadılar. Farklı tagallüp ve tahakküm yöntemleriyle onları bitirmeye çalıştı –tabi biten kendileri oldu– Hakk’ın lütfettiği, onların da temsile çalıştıkları nura, ziyaya savaş ilan ettiler. Yalan söyledi, iftira ve tezvirde bulundu ve hep aydınlığa gidenleri yollarından alıkoymaya çalıştı ama yaptıkları şenaat ve denaetle kendileri rezil oldular. Çünkü muhabbet ve mürüvvet yolcuları, nebiler yolunda yürüyorlardı ve Hakk’ın sıyanetindeydiler. Hakk’ın hizmet zeminine saçıp başaklar gibi bitirdiğini kimsenin bitirmeye gücü yetmeyecekti.. ve Hakk’ın yaktığı meşaleyi kimse söndüremeyecekti. Zira par par yanan o meşalenin arkasında rahmet-i Rahmân, irade-i Sübhân ve takdir-i Mennân vardı. Ne hoş söyler Ziya Paşa:

“Takdir-i Hudâ kuvve-i bâzu ile dönmez,
Bir şem’a ki Mevla yaka, üflemekle sönmez!..”

Bu itibarla da denebilir ki, aslında müfsitler bir “İbn Selûl”cülük peşindeydiler ama gayretleri boşunaydı!.. Çünkü o hak yolcularının arkasında Allah’ın inayeti vardı. O ki:

“İclâlinin ahengi her bucakta nümâyân,
Gönüllerde o tecellinin bir gölgesi var;
Bunu sezen ruh gezer her yerde O’nu arar
Ve gözünde tüllenir en tatlı hatıralar.
Her renk, her ses, her desen varlığına bir beyan…”

Yolunuz açık olsun ey Hizmet erleri ve ey ehl-i Kur’ân!..

Çağlayan, Haziran 2017

5 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 8/90, 91; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 24/72.

14