Evet, fennin çeşitli dallarına ait hakikatleri Kur’ân birer cümleyle ifade etmiş ve gözlerimiz önüne sermiştir. Bu zaviyeden hangi sahada araştırma yapılırsa yapılsın, elde edilecek ilmî neticeler ile Kur’ân âyetleri arasında muvafakat bulunacak ve her yerde Kur’ân’ın bayrağının dalgalandığı görülecektir. Buraya kadar söylediğimiz sözler birer iddia değil, ilmî tecrübe ve denemelerle ortaya konarak ispatlanmış şeylerdir.
Bir iki misal ile buna ışık tutmaya çalışalım:
“Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse onun göğsünü (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allah, inanmayanların üstüne işte böyle pislik (sıkıntı ve musibet) çökertir.”2
Bu âyet, bir tabiat kanununa işaret etmektedir. Şöyle ki, burada “sema” kelimesi kullanılıyor. “Yessa’adu” fiilinin aslı “saide – yes’adu” yükselme, yukarı doğru çıkma demektir. Bu, tefe’ul babına konulup “yessa’adu” denilerek, tekellüfün hâkim olduğu, yani yukarılara doğru çıkarken bir zorlamanın esas olduğu hakikatine işaret edilmektedir. “Yessa’adu” fiili okunurken bile, okuyanın nefesini kesmektedir. İşte bunlarla Kur’ân şu gerçeği dile getiriyor: İnsan yükseğe çıktıkça basınç düşer ve nefes alması zorlaşır. Zira her yüz metre yükseldikçe hava basıncı bir derece düşmektedir. 20.000 metreyi geçince özel cihazlar (oksijen maskeleri) olmadıkça insan nefes alamaz ve ölür.
Başka bir misal:
“Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. (Yoksa) siz suyu depo edemezdiniz.”3
Dipnotlar
- 2 En’âm sûresi, 6/125.
- 3 Hicr sûresi, 15/22.