İçeriğe geç

Bu asrın âfâkında, büyük feyizler, büyük nur ve sırlarla tulû’ eden zat dahi, kendi muhasebesini yaparken “Günahlarım beni mahcup etti. İsyanlar altında eziliyorum. Senin kapına geldim, ama, Efendim Abdülkadir Geylânî’nin sesiyle Senin kapının tokmağına dokunuyorum.”6 diyor ve onun söylediği sözlerle müracaat ediyor; âdeta yukarıya gidecek dilekçesinin altına imzayı, o salâhiyetli zata attırıyor. Böyle bir dehalet, bir sığınma, şirk işmam eden tavırlardan uzak olduğu gibi, aynı zamanda cüret ve suiedepten de uzaktır. Abdülkadir Geylânî kendisine dehalet eden bu zatı Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) takdim edecektir. Abdülkadir Geylânî ki, vilâyet dünyasının zirvesini tutmuş çok yukarılarda bir velidir. “Benim ayağım kıyamete kadar gelecek bütün velilerin omzundadır.” demiştir. Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) iki yönle bağlıdır; hem Hasanî, hem Hüseynî. Sahib-i salâhiyet büyük bir imamdır ve onun vesileliği, yolda kalmışlara Hakk’ın büyük bir rahmeti ve inayetidir.

182