İçeriğe geç

Bu iki meseleyi telif ettiğimiz zaman, şu neticeye varıyoruz: Cenâb-ı Hak, kâinattaki mücmel hakâiki Hazreti Âdem’e talim etti. Ve bu talim, gelişe gelişe olgunlaştı, kemale erdi ve Kâmil-i Mutlak, Makam-ı Mahmud’un Sahibi Hazreti Muhammed’de (sallallâhu aleyhi ve sellem) noktalandı. O, öğretilecek her şeye mazhar olması cihetiyle Muhammed, Ahmed, Mahmud ve Hâmid oldu. Yani her şeyi ile hamd ü senâya giden yolların ayrımında yol gösteren ve etrafı aydınlatan bir zât olarak zuhur etti. O’nun mazhar olduğu şeylere, şimdiye kadar kimse mazhar olmamıştı. O, bütün isimlerin mazharı Kur’ân-ı Kerim gibi, umum isimleri temsil için gönderildi; Kur’ân’a göre “Fatiha” ne ise, O da enbiyâya öyle fatiha oldu.

Fatiha’daki 7 âyetin ilk mazharı Hazreti Âdem’di ve 7 âyetin bir odak noktası (nokta-i mihrakiye) idi. Evet, Hazreti Âdem 7 sıfatın da nokta-i mihrakiyesiydi. 7 âyet ledünnî yönüyle 7 sıfata bakmaktadır, 7 hakikati göstermektedir.

Namazda insan bu işi tam temsil ettiğinden 7 uzvuyla secde etmekte ve 7 âyete bakmaktadır. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise, Kur’ân-ı Kerim’le tafsil edilen Fatiha’nın tamamına mazhardır. Yani Fatiha, Resûl-i Ekrem’de (sallallâhu aleyhi ve sellem) tafsil edilmiştir. Onun için O’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Ahmed”, Ümmetine “Hammâdûn” ve O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) etrafına toplanıp gölgelenilen bayrağına da “Livâü’l-Hamd” denilmiştir.

165