Evrimcilerin tabiî seleksiyon iddialarına rağmen, sel, zelzele, çöküntü gibi karşı konulmaz çapta büyük felâketler, zayıfların yanısıra en güçlüleri de önlerine katıp götürmekte, meselâ korkunç bir deniz dalgasıyla zayıf, kuvvetli binlerce, milyonlarca canlı kayalara çarparak veya dalgalara kapılarak ölmektedir. Ayrıca, yine bu iddiaya rağmen, tarihin her döneminde, her yıl, her mevsim ve her gününde tabiatta Allah’ın sanatı, kanunu ve icraatı içinde en zayıf ile en kuvvetli, denizlerde iğne balığı ile balinalar ve köpek balıkları, göklerde kartallar ve akbabalarla serçeler, güvercinler, karada karıncalarla, tavşanlarla, karacalarla aslanlar, kaplanlar, vaşaklar, panterler yine bir arada yaşamakta, dolayısıyla ekolojik denge, tabiattaki âhenk, mükemmeliyet, hiçbir yara almadan milyonlarca yıldır sürüp gelmektedir. Hatta, koyun, güvercin, karaca gibi parçalayıcı, et yiyici olmayan zayıf hayvanlar, diğerlerine nispetle daha az ürediği, senede bir veya en fazla iki yavru yaptıkları halde, daha fazla üreyen yırtıcı hayvanlara nispeten hemen her yerde nüfusları çok daha fazla kalabalık olarak varlıklarını devam ettirmektedirler. Demek ki ortada, bir yok etme değil, hayata hizmet vardır ve yaptıklarının şuurunda olmayan, neyi niçin yaptığını bilmeyen bitkilerden, hayvanlardan müteşekkil sayısız canlı, esasen hayatlarıyla çok daha ulvî gâyelere hizmet ve bu hizmetleriyle de Allah’a tesbih ve hamd etmektedirler. Dolayısıyla, tabiatta evrimcilerin iddia ettikleri hususiyet ve vüs’atte, insanların, milletlerin içtimaî hayatında ise âdeta tabiî, karşı konulmaz bir kanun, sosyolojik bir vakıa gibi takdim edilen tabiî seleksiyondan bahsetmek mümkün değildir.