İçeriğe geç

Dahası, bir kimse, değil rüyada, temessül etmiş olarak bile Efendimiz’i görse, sahabi olmaz. Meselâ Hâfız Süyûtî, Allah Resûlü’yle yetmişin üstünde temessülen görüştüğünü ifade etmektedir.6 Süyûtî, bir ruh degajmanıyla (ruhun bedenden infisaliyle) doğrudan doğruya Efendimiz’le buluşma temin ettiğini ve açıktan açığa konuştuğunu dile getirmektedir ki, bu bir rüya değildir. Bu, ruh âlemine ait bir şey de değildir. Belki hakikat-i Ahmediye ile Süyûtî’nin hakikati yüz yüze gelmiştir. Buna rağmen Hâfız Süyûtî sahabi değildir. Pek çok kimse Süyûtî gibi temessülen Efendimiz’i görmüştür.

Bunlardan biri de Hallac-ı Mansur’dur. Hallac bir müşâhedesini şöyle anlatır: Kürsüde “Benim şefaatim, ümmetimden günah-ı kebâir işleyenleredir.”7 hadisini okurken aklımdan şöyle bir şey geçti: “Yâ Resûlallah, niye himmetini dûn tutuyorsun? Küfür işleyenlere de şefaat ederim, demiyorsun da sadece günah-ı kebâir işleyene şefaat ederim diyorsun?” O esnada Resûl-i Ekrem karşımda temessül etti. Başımdan sarığımı açtı, boynuma doladı ve şöyle buyurdu: “Zannediyor musun ki söylediğimi Ben söylüyorum? Bunu başınla öde!”

Evet, ehl-i tahkik, Hallac’ın idamına bu hâdisenin sebebiyet verdiği kanaatindedirler. Daha niceleri Efendimiz’i bu şekilde temessülen görmüştür ki, Şah Veliyyullah, İmam Gazzâlî ve İmam Rabbânî’nin kitaplarında sık sık bahsettiği âlem-i misal, eşyanın semboller hâlinde görünmesi, insanın hakikatinin de bir sembol hâlinde görünmesidir ki, biz bunların hepsine “temessülât” diyoruz.

Hâsılı, Efendimiz’i rüyasında veya temessülen gören bir kimse sahabi olmaz. Sahabi olabilmek için on dört asır ötede yaşamak gerekir. Ancak sahabinin arkasında olunabilir ki, o da bu asırda din-i mübîn-i İslâm’a hizmetle mümkündür. Allah (celle celâluhu) bizi mazhariyetlerimizin şükrünü edaya, selef-i sâlihîne karşı da saygı ve vefaya muvaffak kılsın!

257