İçeriğe geç

Ey zikri, fikri ruhlara itminan veren gönüller Sultanı! Senin öğrettiğin ve ruhlarımıza duyurduğun şeyleri, gönülleri gönüllerimiz gibi ölü ve derbeder olanlara ulaştırmak için, yer yer eşya ve hâdiselerin dolapları içine girerek, zaman zaman da benliğimize dönerek, olup biten şeylerden ve bu umumî gidişattan Senin varlığına bakan pencereleri, Senin huzuruna yükseltecek yolları araştırıp tespite çalıştık. Zât-ı Ulûhiyetini ve perdesiz, mânisiz Seninle görüşeceğimiz o mutlu günü muhtaç gönüllere duyurmak isterken, en saf ve en duru ifadelerin resm ve nakşettiği yüce hakikatlere bağlı kalamadık. Kışırda kalmış ve gönlünü şu âlemin sûrî güzelliklerine kaptırmış bir kısım ham ruhlara bir şeyler anlatabilme düşüncesiyle mücerredin kudsî cidarlarını sarsarak, müşahhasa ve maddeye yahşiler çektik. Belki de, en açık hakikatleri saffet-i asliyesi içinde sunamadığımızdan cürümler işledik, heva ve hevesimize hizmet ettik..?

Hata ettiysek, Sana gelirken ve başkalarına yol göstermeye çalışırken ettik. Kusur yaptı isek, Senin yolunda yaptık. Hata daima hata, kusur da daima kusurdur. Kalblerimiz ürperti içinde, ruhlarımız iki büklüm, boyunlarımızda tasma, vereceğin hükmü bin can ile intizar etmekteyiz. Bunu derken de biliyoruz ki, Senin sonsuza kadar uzayıp giden rahmetin, her zaman gazabının önünde olmuştur. Senin lütuflarını idrak etmiş kapı kullarına kusurun yaraşıp yakışmadığı muhakkak; ama, affın Sana çok yakıştığını söylememize lütfen müsaade buyurunuz!

Evet, Sultanım: “Sultana sultanlık, nitekim gedâya da gedâlık yaraşır.”

3