İçeriğe geç

İnançsızlık mülâhazası her yerde, her zaman aynıdır. Ebû Cehil “Allah nerede?” diyordu. Aynı küfrü bu çağda da görebilirsiniz; laboratuardaki adam “Bak, Allah’ı burada göremiyoruz, nerede o?” diyor. Ona şöyle demek lazım: “Ahmak! Allah senin laboratuarına girecek şey mi? Atomun içindeki çekirdek dönüyor, döndüren eli görmüyor musun? Yoksa, Gagarin gibi sen de onu küre-i arzın etrafında mı arıyorsun?” Uzayda dönüp dolaşıp da “Allah’ı göremedim” diyen Gagarin için Necip Fazıl demişti ki, “A be ahmak! Allah’ın –hâşâ ve kellâ– fezâ-yı ıtlakta dolaşan bir balon olduğunu sana kim söyledi?”

Bakış zaviyesi yakalanamayınca “doğru” bulunamaz. Hani, Firavun adamlarına şöyle demişti: “Hele bana yüksek bir kule yapın da çıkıp bakayım, Musa’nın Rabbi orada mı?”4 Zavallı, bilmiyor ki, onun kule diye yaptığı burç deryada bir katre, çölün içinde küçücük bir tepecik… İşte, bakış açısı bu olunca, küfür aynı küfürdür; zaman ve mekân değişse bile o değişmiyor.

İçinde işlenmesi kesin bir günah ve mâsiyet bulunan bir amel, ileride elde edilmesi şüpheli bir sevaba bina edilemez. Gelecekteki muhtemel bir sevap için hâlihazırda günaha girmek caiz değildir. Yarına çıkacağımıza dair elimizde bir senet yok ki!

Düşünce Ufkunun Mihrabı

Ben yetiştiğim çevrenin de sevkiyle, bütün tasavvuf büyüklerine karşı derin bir saygı, alâka ve sevgiyle büyüdüm. Onların isimlerini sürekli dualarımda zikrettim, himmetlerini umdum. Fakat buna rağmen, selef-i salihînin eserlerini okurken tenkit edebileceğim yerler gördüm. Çok istifade ettiğim bazı kitapları okurken bile kritiğe tâbi tuttuğum noktalar oldu. Çoğu zaman sevgi ve saygı anlayışıma çarpan tenkit düşüncesi parçalanıp kırılsa da kafama takılan mevzular oldu.

200