İçeriğe geç

Sebeplere tevessül adına bir başka misal de Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatından verelim. Bilindiği üzere O, Medine-i Münevvere’ye hicret ettiğinde orada Müslüman nüfusundan daha fazla başka din ve milletten insanlar vardı. Bazıları, Efendimiz’in misyonuna ve Allah’la münasebetine inanmadıklarından dolayı sürekli O’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşı türlü türlü komplolar hazırlıyorlardı. Bu durumun farkında olan İnsanlığın İftihar Tablosu muhtemel bir suikast girişimine karşı tedbir alma adına bir seferinde, “Keşke birisi kapıda nöbet tutsa da ben de rahat uyusam.” diyecektir. O tam böyle düşünürken halazadesi Sa’d İbn Ebî Vakkas kılıcını kuşanmış hâlde kapıda belirmiş ve O’na perdedarlık yapmak istediğini söylemiştir. Ardından da “uyûn-u sâhire”den (uyanık gözler) biri olarak sabaha kadar göz kırpmadan O’nun kapısında nöbet tutmuştur.94 Efendimiz’in bu tavrı, bir taraftan O’nun ıztırar hâlini ortaya koyarken diğer yandan da sebeplere nasıl riayet ettiğini göstermektedir.

Hâsılı, maruz kaldığımız problemlerin çözümü adına, bir kere en başta hem teker teker hem de toplum olarak ışık ve karanlığı, iyi ve kötüyü birbirinden tefrik edebilmemiz, arkasından da ızdırapla kıvranmamız gerekir. Zira beli bükülmüş İslâm dünyasının yeniden belini nasıl doğrultacağını düşünürken beynini zonklatan ve ızdırapla inim inim inleyen bir insanın bu hâli, ellerini açıp sabahlara kadar yalvarma kadar önemli bir duadır. Ondan sonra ise maruz kalınan durumdan sıyrılma yolları araştırılmalı ve bu istikamette bütün vesilelere başvurulmalıdır. Zira sebepleri yaratan Allah’tır ve bu, O’na karşı saygılı olmanın bir gereğidir.

91 Neml sûresi, 27/62.

92 Enbiyâ sûresi, 21/87.

93 Bkz.: Sâffât sûresi, 37/147-148.

94 Buhârî, cihâd 69; Müslim, fedâil 39.

145