Aslında Cebriye, Mürcie, Müşebbihe ve Mücessime gibi, Zât-ı Ulûhiyet’le ilgili düşüncelerinde bir kısım yanlış değerlendirmelere giden fırkaların doğru yoldan sapmalarının temel sebebi de milimi milimine Peygamber yolunu takip etmemeleridir. Müslümanların künde künde üstüne devrildiği bir dönemde yaşayan, onların bütün ceht ve gayretlerine rağmen İslâm kalesinin duvarlarının bir bir yıkıldığına şahit olan büyük bir dimağ bile –pek çok yerde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in müdafaasını yapmış olduğu hâlde- Tahte sultani’l-kader isimli kitabında, bir kısım hakikatleri değerlendirirken, maruz kaldığı amansız hâdiselerin tesiriyle cebre saplanmıştır. Hâlbuki bir Arap sözünde ifade edildiği gibi, “Rüzgârlar, gemilerin arzu ettiği şekilde esmezler.” Aynen böyle hâdiseler de insanların keyiflerine göre cereyan etmez.
Zira Âl-i İmrân sûresinde şöyle buyrulmaktadır: قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ“De ki, Ey mülk ve hâkimiyet sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de çeker alırsın; dilediğini aziz, dilediğini de zelil kılarsın, bütün hayır Senin elindedir ve Sen elbette her şeye kadirsin.”110
Başka bir âyet-i kerimede ise Rabbimiz şöyle buyurur: وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ“Biz, (mutluluk vaat eden) günleri insanlar arasında döndürür dururuz.”111 Yani bir gün birilerine bayram olurken başka bir gün diğerlerine bayram olacaktır. Mülkün gerçek sahibi Allah olduğuna ve O, her icraatında fail-i muhtar bulunduğuna göre hiç kimsenin bu konuda itiraz ve şikâyete hakkı olamaz. İşte bu, Peygamber yoludur.