Şekilden kurtulamama, formalitelerden sıyrılamama ve sureti bırakıp mânâya geçememe de söylediğimiz sözlerin muhataplarda tesirsiz kalmasına sebebiyet veren başka bir husustur. Eğer bir buçuk milyara yakın İslâm dünyası içinde on milyon insan, İslâm’ı asr-ı saadet Müslümanları gibi yaşasaydı, insanlık âleminin çehresi şimdi çok farklı olurdu. Ama her şeye rağmen olana da hamdolsun. Zira Cenâb-ı Hak, لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّــكُمْ “Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım.”16 buyuruyor.
Ya Rab! Verdiğin nimetleri görmezlikten gelmemize fırsat verme, bizi onlardan mahrum bırakma! Kalblerimize inşirah ver ve bizi hakiki insan eyle! Bizlere her zaman şükürle gürleyen, haşyetle ürperen, acz u fakr şuuruyla yalvarıp yakaran gönüller ihsan eyle!..
12 Âl-i İmrân sûresi, 3/110.
13 Bediüzzaman, Mektubat, s.530 (Hakikat Çekirdekleri).
14 Bediüzzaman, Mektubât, s. 300 (Yirmi İkinci Mektup (Dördüncü Vecih).
15 Ahmed İbn Hanbel, ez-Zühd 1/54; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 2/382.
16 İbrahim sûresi, 14/7.