İçeriğe geç

Bu duruma gelmelerini sadece onların temerrüt ve zulümlerine vermemek gerekir. Beri tarafta kitlelerin gafleti, zühulü ve onlarla mücadele edebilecek faziletli insanların birlik ve beraberlik ruhunu yakalayamamaları, hesapsız ve plânsız hareket etmeleri bu neticenin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynar. Diyebiliriz ki istihkak kesp etmeyen hiçbir toplum, böyle zalimlerin tahakkümü altında ezilmez. Esasında maruz kaldığımız her türlü bela ve sıkıntıyı kendi hata ve kusurlarımızdan bilmek, bize Kur’ân-ı Kerim’in tavsiyesidir. Cenâb-ı Hak, Yüce Beyan’ında, وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍ“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Kaldı ki Allah pek çok şeyi de affeder.”38 buyuruyor.

Bir insan bütün bütün aklını yitirmemişse bilerek kendisine zarar vermez. Fakat onun gafleti, ileriyi görememesi, nefis sevdasına düşmesi, makam ve paye peşinde koşması gibi bir kısım ihmal ve kusurları, “bile bile kendine zarar veriyor” dedirtecek ölçüde zarara sebebiyet verir. Eğer insan, irtikâp etmiş olduğu bunca hata ve günahına rağmen bir kısım güzelliklere mazhar oluyorsa, bütün bu güzellikleri Allah’tan bilmelidir.

Merhum Mehmet Âkif, dünyadaki tek hak sahibinin, “Hakkımı vermem!” diyen kişi olduğunu söyler. Bu açıdan, oligarşik azınlığın zulüm ve haksızlıkları karşısında, sadece bağırıp çağırmak, yaygara koparmak müspet bir netice vermez. Hakkını yedirmeme adına aklî ve mantıkî mücadele edilmeli, eğer hak kaybedilmişse istirdat etme adına elden gelen her türlü meşru gayret gösterilmelidir. Bu uğurda Kur’ân ve Sünnet’in tavsiyeleri doğrultusunda, hukuka riayet çerçevesinde ve adalet dairesi içinde mücadele ederek insanca yaşama hakları tekrar geriye alınmalıdır.

Çağın Mütekebbirleri ve Hakkın Gür Sesi

47