İçeriğe geç

Evet, algılama çok önemlidir. Eğer meseleyi böyle algılamıyorsanız, hâlâ işin kenarında köşesinde duruyorsunuz demektir. Bu açıdan rekâike dair mevzuların tesir icra etmesi için, insanın söylenilen sözleri üzerine alması ve kendisine söyleniyor gibi dinlemesi gerekir. Mesela Cennet’ten bahsedilirken, onun kendisi için de her zaman mukadder olabileceğini düşünerek ümitlenme; Cehennem’den söz açıldığında, kendisinin de buna maruz kalabileceğini düşünüp ürperme; konu ihlâsa geldiğinde, amellerini gözden geçirip gizli şirk olan riyaya düşmüş olabileceği mülâhazasıyla tir tir titreme çok önemlidir. Aksi takdirde hikâye anlatıyor gibi birileri konuşacak, diğerleri de sadece dinleyecekse ne rekâike başvurmanın ne de bu türlü konularla meşgul olmanın faydası görülür.

Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh), gerçek inanmış bir insan tipidir. O, hep akıbetinden korkmuştur. Zira akıbetinden korkmayanın akıbetinden korkulur. Aynı anlayışla Hazreti Ömer de (radıyallâhu anh) akıbetinden hep endişe etmiştir. Yine Kûfe’deki Nehaî mektebinin önemli imamlarından birisi olan Esved İbn Yezid en-Nehaî de böyledir. Vefatı yaklaştığında çok korkar, yüzünde takallüsler oluşur ve hâlden hâle, renkten renge girer. Başında bulunan, yine aynı aileden Alkame İbn Kays sorar, “Ne o, günahlarından mı korkuyorsun?” O, acı acı tebessüm eder de, “Ne günahı! Kâfir olarak ölmekten korkuyorum.” der. İşte akıbetinden endişe eden gerçek bir mü’min!

Lezzetleri Acılaştıran Ölüm

5