İşte dünya hayatının bu çerçevede ele alınması gerekir. Bu meselenin zühul, gaflet, nisyan ve vurdumduymazlığa tahammülü yoktur. Hak dostlarından Esved İbn Yezid en-Nehaî’nin ifade ettiği gibi, اَلْأَمْرُ جِدٌّ، اَلْأَمْرُ جِدٌّ “İş bildiğiniz gibi değil; çok ama çok ciddi!”8 Yani o, hafife alınacak, karambole havale edilecek, basit ve uluorta bir iş değil. Çünkü akıbetinde sonsuz bir azaba düçar olma veya ondan kurtulma meselesi söz konusudur. Dolayısıyla insanın, namazını, orucunu ve diğer ibadet ü taatini bu bilinçle değerlendirmesi ve sürekli kendisini muhasebe etmesi gerekir.
Bu itibarla, herhangi bir meseleyi anlatırken, “Cenâb-ı Hak doğru konuştursun, doğru ifade ettirsin, sözlerimize tesir lütfeylesin, gönüllerde mâkes buldursun!” demek işin bir yanıdır. Bunun yanında amelin bencillikten kurtarılıp ihlâsla yapılması da ayrı bir buudu. “Allah’ım, bütün sözlerim ağzımdan Senin rızana uygun çıksın.” demeyi de hiçbir zaman ihmal etmemelidir. Farklı bir ifadeyle, Kur’ân’ın Hazreti Musa’nın yakarışıyla talim buyurduğu, رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي“Rabbim! Yüreğime genişlik ver, işimi kolaylaştır. Dilimden şu bağı da çöz ki sözümü anlasınlar.”9 duası, vird-i zebanımız olmalıdır. Fakat bununla birlikte, مَعَ رِضَاكَ يَا رَبِّ“Rabbim, Senin rızanla birlikte!” demeyi de ihmal etmemeliyiz.
İhlâs Âbidesi Temsilciler
Biraz daha açacak olursak insanın her zaman, “Deyip ettiklerimi rızanla derinleştir, hoşnutluğunla taçlandır! Teveccühünle, nazarınla, inayetinle, riayetinle onlara sonsuz derinlikler kazandır! Yoksa ben faniyim, ahiret yurduna gittiğim zaman her şey bitecek. Günde elli, yüz defa yapacağım, edeceğim şeyler içinde Sen yoksan ne çıkar, bir anlamı yok!” diyebilecek yürekliliği ortaya koyması gerekir.