Öte yandan özellikle dinî mevzularda konuşan insanların çok dikkatli olmaları gerekir. Konuşma yapmadan önce ciddi bir zihnî hazırlık yapmaları ve söyleyecekleri meseleyi derli toplu ortaya koymaları, maksatlarını doğru ifade edebilme adına çok önemlidir. Yoksa irticalî konuşmanın esnekliği içerisinde kırık dökük ifadelerle insanlara bir şey anlatmak mümkün değildir. Özellikle dine ait olan veya büyük bir kitleyi alâkadar eden konuları ele alırken daha bir dikkatli olmalı, ciddiyeti muhafaza etmeli, yanlış anlaşılacak beyanlardan sakınmalı ve her zaman müstakim düşüncenin temsilcisi olmalıdır.
Sabır ve Tahammül
Diğer taraftan, gerek inandığınız değerler gerekse şahsınız aleyhinde dile getirilen her söze karşılık vermek, sürekli birilerine cevap yetiştirmekle meşgul olmak doğru değildir. Konuyla ilgili Kur’ân-ı Kerim’in şu beyanı bu konuda yönlendirici olmalıdır: وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ“Şayet sabredecek olursanız, bu, sabredenler için işin en hayırlısıdır.”129
Söz buraya gelmişken Hazreti Ebû Bekir’in yaşamış olduğu bir hâdiseyi hatırlayabiliriz. Rivayet edildiği üzere Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzurunda bir şahıs, Hazreti Ebû Bekir’e karşı bir takım kaba ve çirkin sözler sarf eder. Hazreti Ebû Bekir sabreder ve onun bu sözlerine karşılık vermez. Fakat bir aralık bardağı taşıran bir şey olur ve Hazreti Ebû Bekir de ona mukabelede bulunur. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) yerinden kalkıp oradan ayrılır. Hazreti Ebû Bekir hemen arkasından yetişir ve O’na bu tavrının sebebini sorar. Efendimiz de şöyle cevap verir: “Sen sükût ettiğin sürece bir melek senin bedeline ona cevap veriyordu. Fakat sen cevap vermeye başlayınca melek gitti, şeytan geldi. Ben de kalktım, şeytanla aynı meclisi paylaşmak istemedim.”130