f. Saadet hanesiyle şerefyab olanlardan biri de, Cüveyriye bintü’l-Hâris’dir (radıyallâhu anhâ). Gayr-i müslim olan kabilesine karşı harp edilmiş ve kadın erkek esarete dûçâr olmuşlardı. Hissiyatı alt üst olmuş, gururu kırılmış bu saray mensubu kadın, Huzur-u Risalete getirildiğinde kin ve nefretle doluydu.
İşte o zaman Fetanet-i A’zam, yağdan kıl çekme kolaylığı içinde meseleyi bir hamlede halletti.
Peygamber Efendimiz Hz. Cüveyriye (radıyallâhu anhâ) ile nikâh akdedince, Cüveyriye, mü’minlerin anası mevkiine yükseldi ve sahabenin bakışında bir ihtiram âbidesi hâline geldi. Hele ashab-ı Resûlullah, “Peygamber’in akrabaları esir edilmez.” deyip, ellerindeki esirleri bırakınca, hem Cüveyriye (radıyallâhu anhâ) hem de onun aşiretinin gönlü fethediliverdi.
Görülüyor ki, Peygamberimiz altmış yaşları dolaylarında, yaptıkları bu izdivaçta dahi pek çok meseleyi bir çırpıda hallediyor; kızıl kıyamet hâdiselerin içinde, sulh ve sükun meltemleri estiriyordu.
g. Tali’liler arasına karışanlardan birisi de, Safiyye binti Huyey’dir (radıyallâhu anhâ). Hayber emirlerinden birinin kızı. Meşhur Hayber Vak’ası’nda, babası, kardeşi ve kocası öldürülmüş; kabilesi de esir edilmişti. Safiyye (radıyallâhu anhâ) büyük bir öfke ve intikam hırsıyla yanıp tutuşuyordu. Nikâh akdedilip, mü’minlerin hürmet duyacağı, Efendimiz’e zevce olma muallâ mevkiine yükselince, hem ashabın (radıyallâhu anhüm) “Anam, anam!” tazimleri ve hem de Efendimiz’in eritici ve tüketici yüceliği karşısında, Hz. Safiyye (radıyallâhu anhâ) olup biten her şeyi unuttu ve Peygamberimiz’e zevce olmakla iftihar etmeye başladı.
Ayrıca, Hz. Safiyye vasıtasıyla pek çok Yahudi’nin, Efendimiz’i yakından görüp tanıma ve yumuşama imkânı da doğuyordu. Bir şeyle her şey yapan ve bir fiilinde binler hikmet bulunan Hazreti Allah (celle celâluhu) bütün izdivaçlarda olduğu gibi, bunda da pek çok hayır ve bereket yaratmıştı.