İçeriğe geç

2. Mucizeleri inkâr etmek, bir bakıma Allah’ın varlığını, Kur’ân’ın Allah Kelâmı olduğunu ve O Zât’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğini inkâr etmek demektir ki, aslında böyle bir inkâr, aklı da, düşünceyi de çok çok aşar. Zira bu hakikatler için bir delil kâfi olduğu hâlde, binler delil vardır; oysa, inkârcının elinde inkârını haklı çıkaracak tek bir delil yoktur ve esasen olamaz da. Onun delil saydığı, olsa olsa gözünü Güneş’e kapamakla etrafında oluşturduğu karanlıktır; ya da mumunu söndürüp karanlığa boğduğu ruh ve gönül odacığıdır.

Onbinlerce nebi, milyonlarca evliyâ ve milyarlarca mü’minin karşısında, pamuk ipliğinden ve örümceğin ağından çok daha zayıf, dayanıksız ve hiç mesabesindeki “hayır”ıyla inkârcının durumu, dibi olmayan kovayla kuyudan su çekmeye çalışanın ya da girdiği muntazam, ölçülü sanat ve mimarî harikası bir sarayda, hikmet icabı ortaya bırakılmış muvazenesiz bir taşa bakıp, “Bu sarayda hiçbir nizam ve intizam yok, her şey rastgele.” diyen veya binler kapısı açık bulunan bir sarayın kapalı tek kapısını görünce “Bu saraya girilmez.” hükmünü veren zavallı bedbahtın durumundan farksızdır.

67