İçeriğe geç

Kur’ân, hayatın hayatıdır. İnsanın hayatının hayırlı, müteyemmin ve mübarek olması, Kur’ân-ı Kerim’i hayatına düstur yaptığı nispette olur. Kur’ân’dan uzak bir hayat uğursuzdur, bereketsizdir. Kur’ân’dan uzak bir milletin hayatında dedikodu, keşmekeşlik ve uzaklığın çapına göre anarşi vardır.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde: “Sizin en hayırlınız, Kur’ân’ı (hakâik ve dekâikine inerek) öğrenip sonra da başkalarına öğretendir.”2 buyuruyorlar. En hayırlı olmak istiyorsak, Kur’ân’ı anlayıp anlatmaya çalışmalı ve bu hususta yazılmış tefsirleri karıştırmalı, onun hakâik ve dekâikinin içine girmeye gayret etmeliyiz. Ta bu yolla Kur’ân’a sahip çıkmış bulunduğumuzu âleme göstermiş olalım… Yoksa Kur’ân-ı Kerim’in nurundan ve feyzinden gerektiği kadar istifade etmemiz düşünülemez.

Ortada büyük bir hakikat var: Kur’ân hakikati. Ona karşı bir kısım vazifelerle mükellefiz. Ama mükellefiyetimiz sadece mushafları muhafazadan ibaret değildir. Belki bu lüzumludur fakat zarftan ziyade mazrufa saygılı olmak lâzımdır. Kur’ân’ı bir kılıfa koyup evimizin en müntehap köşesine asmakla, Kur’ân’a karşı saygılı olma vazifesini yerine getirmiş olamayız. Size hükümdardan bir mektup gelse, o mektubu öpüp başınıza koyup, hiç okumadan bir tarafa mı atarsınız, yoksa “Hükümdar ne istiyor?” deyip mektubu hassasiyetle açıp, okuyup anlamaya mı çalışırsınız?

İşte hükümdarlar hükümdarı, Mâlikü’l-Mülk olan Hazreti Allah, size bir nâme göndermiş, öyle bir nâme ki sizin için hayatî ehemmiyeti hâizdir ve onun içinde, sizin hem dünyanızla, hem de ahiretinizle alâkalı pek çok meseleler vardır. Siz bunu alsanız, tazim ile öpüp başınıza koysanız, sonra da kaldırıp rafa yerleştirseniz, acaba o Hükümdarı memnun etmiş olur musunuz..?

91