İçeriğe geç

Şimdi soruyorum size: Herhangi bir siyasî kanaati olan birisine, dinî meselelerin siyasî havada kabul ettirilebildiği hiç görülmüş müdür? Hayır! Aksine münakaşa, tartışma ve susturma adına sadece gayz ve nefretlerin kabardığı müşâhede olunmuştur. Kaldı ki siz, Allah ve Resûlü’ne ait elmas gibi hakikatleri dile getirirken, muhatabınız onlara cam parçaları nazarıyla bakacak, melek gibi insanları başka nazarla mütalâa edecek, “O benim düşüncemde değil, öyleyse yaramaz.” diye kestirip atacak ve “Dini siyasete alet ediyor.” suçlamasıyla çekip gidecektir.

Siz dinin yüzde 3-5’lik meselesini anlatayım derken, bu defa siyasî kanaatinizle, yüzde 98 nispetindeki iman ve ibadete ait temel meselelerin berhava edilmesine sebebiyet vermiş olacaksınız. Bu düşünce, siyasî kanaatleri tenkit etmek değildir. Mü’minlerin de belli bir siyasî kanaati olabilir. Bizim tenkit ettiğimiz husus, bizzat siyaset bulaştırılmış irşad metodudur. Şu da var ki, siyasî kanaat seçim zamanı bir haftalık geçici bir vâkıa olarak kalmalı; zamanımızın bütünü, iman ve ibadete ait hakikatleri nesillere intikal ettirmekle geçmelidir.

3. Kabiliyet ve imkânları değerlendirmekten kaçınılmamalıdır

Ağzımızdan çıkan her cümle üzerinde düşünmemiz gerekir. Her mü’min, azamî tasarruf prensibi içinde kendi kabiliyet ve imkânlarını en nihaî noktada kullanabildiği kadar kullanmalı; hayatı boyunca eline geçen fırsatları en ideal şekilde değerlendirmeye bakmalı; vatanına, milletine, millî kültürüne, tarihine ve yetişen nesillere sahip çıkan insanlarla beraber, küheylan gibi coşup, ölüme kadar nefes nefese koşmalıdır. Kendisi ahirete intikal ettikten sonra da, burada yaptıkları, kapanmayan amel defterlerinde buğulanıp duracaktır. -Sadaka-ı câriye ile alâkalı hadisleri hatırlayın.1

221