7. Gelecek hakkında sadece tahminde bulunulur, geçmiş hâdiseler ise akılla değil, nakille bilinir. Ortada yazılmış kitaplar, tarihî vesikalar, kazılardan elde edilen dokümanlar ve araştırmalar olmadan geçmiş hakkında nasıl söz söylenebilir. Oysa Efendimiz’in her şeyden önce böylesi vesikalardan faydalanacak okuma-yazması yoktu. İkinci olarak, kendi devrinde, ne günümüzdeki gibi ilimler gelişmişti, ne de ortada doküman ve vesikalar vardı; sonra, kazı zaten söz konusu değildi. Bu durumda O’nun gelecek gibi, geçmiş hakkında da verdiği kesin malumatı peygamberliği ve risaletiyle değil de, ya neyle izah edeceğiz?
Netice: Ümmî bir Zât’ın geçmiş ve gelecekle ilgili, hepsi de doğru haberlerini öğrendikten sonra, O Zât’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamber kabul etmeyen ve muhabbet beslemeyen insan şu iki şıktan birini tercih etmek zorundadır.
a. Ya O Zât, insanüstü keskin bir zeka, nazar, firaset ve alabildiğine geniş ve tesirli bir dehaya sahip olup, geçmiş ve geleceği bir nokta gibi görüp bilmekte; bütün zamanları, en ufak bir sapma ve yanılma ihtimali bulunmadan kucaklamakta, keşfedip tanımakta, şark’ı ve garbıyla, karaları ve denizleriyle bütün mekânları santim santim görüp seyretmekte ve her hâdiseyi, her olup biteni ve olacağı teferruatıyla aynı anda temâşâ edip unutmadan ve karıştırmadan hafızasında tutup nakletmektedir. Bu vasıflar ise nâsûtî değil, lâhûtîdir; ancak Allah’ta (celle celâluhu) bulunur.
b. Ya da O Zât (sallallâhu aleyhi ve sellem), bütün zamanın ve mekânın yaratıcısı ve Rabb’i, sahibi olan Allah (celle celâluhu) tarafından gönderilmiş ve O’nun tasarrufu altında birer mucize olarak bütün bu hallere sahip bir nebidir ve O’nun bütün âlemlere rahmet olarak gönderdiği resûlüdür.21
Dipnotlar
- 21 Bkz.: Enbiyâ sûresi, 21/107.