İçeriğe geç

2. Eldeki vesikaların güvenilirliği, vereceğimiz kararın isabetine daima doğru orantılı olarak tesir edecektir. Hâlbuki eski tarih hakkında güvenilirlik açısından hiç de müspet konuşmak mümkün değildir. Onun içindir ki, tarih çeşitli çarpıtmalardan mahfuz kalamamaktadır. Bırakın uzağa gitmeyi, bugünkü hâliyle Tevrat ve İncil’e bakıverin; ismet ve iffetlerine meleklerin dahi gıpta ettiği o baştacı insanlar hakkında neler neler bulacaksınız.

Tahrif dahi olsa, içinde semavîlik bulunan kitaplar böyle olunca, bütünüyle beşerî boşlukların mahsulü kitaplar acaba ne durumdadır? Ve insan bu kitaplardan elde edeceği malumatla, doğruyu nasıl yakalayacaktır. Veya bulduğunun doğru olduğunu nereden bilecektir?

İşte bunlar ve bunlar gibi pek çok mesele eski-yeni tarihî hâdiseler hakkında, isabetle karar ve hüküm vermenin ne denli zor bir iş olduğunu gayet açık göstermektedir.

Elimizde Buhârî, Müslim ve diğer hadis kitapları gibi sağlam senetlere müstenit tarihî kaynaklar yok ki kesin hükümler verebilelim. Evet, elimizde mevcut kaynaklardan istifade ile de tarihî gerçeklere yol bulmanın imkânsızlığı ortadadır.

3. En doğru tarihî malumat, en doğru insanın haber verdiğidir. Gelmiş ve geçmiş bütün insanlar içinde, hatta düşmanlarının tasdikiyle dahi en doğru insan Hz. Muhammed’dir (sallallâhu aleyhi ve sellem). Öyleyse en doğru haber de O’nun naklettikleri olacaktır. Bu kaziyye ve hüküm karşısında itiraz edecek hiçbir akıl sahibi yoktur ve olamaz. Ancak, O (sallallâhu aleyhi ve sellem) hiçbir tarihî eser veya kitabı okumak yoluyla öğrenmiş değildir. Zira okuma-yazma bilmediği herkesçe bilinmektedir.

37