Ne demektir bütün bunlar? Herhangi bir sima veya parmak izini önceki, o anda hayatta olan ve gelecekteki bütün insan simalarından farklı olarak meydana getirebilmek için milyarlarca insanı simaları ve parmak yapılarıyla bilen, karıştırmayan, unutmayan muhit bir ilim sahibinin varlığı gerekir. Nasıl biz, arkadaşlarımızın simalarını Levh-i Mahfuz’un pek küçük bir misali olan hafızalarımızda yazıyor ve arkadaşlarımızı gördüğümüzde simalarıyla tanıyıp ayırt ediyoruz, –teşbihte hata olmasın– Allah (celle celâluhu) da gelecek milyarlarca insanın simasını ve parmak yapılarını sonsuz ilmiyle bilip, çok öncelerden Kader Kitabı’na yazmış bulunmaktadır. Hafızamızda yerleşmiş bulunan tarihçe-i hayatımız, yazılmışın yaşanmışından ibaret olduğu gibi, zaman geçtikçe ortaya çıkan simalar ve parmaklar da, aynı şekilde yazılmışın yaratılmasından ibarettir.
Allah (celle celâluhu), sonsuz ve her şeyi kuşatan ilmiyle bütün geçmiş ve geleceği bir nokta gibi bilir ve görür. Her şeyi, manzar-ı a’lâ’dan, –tabir caizse– bir zirve noktadan âdeta bir nokta içinde bilip tespit buyurur. Diyelim ki, dağda bir ağaç altında kitap okuyorsunuz ve o anda zamanın ve mekânın kayıtları içindesiniz, fakat ruh bahsinde temas edildiği gibi, birden madde buudlarından sıyrılıp yükselmeye başladınız ve dağın en yüksek noktasına ulaştınız. İşte, bu tepe noktada mahrûtî (konik) bir bakış açısı kazanıp, dağın önünü de arkasını da görürsünüz. Bunun gibi, Rabbimiz de –her türlü maddî ölçü ve izahın ötesinde– geçmişi ve geleceği bütün sebep ve neticeleriyle, yaptığımız, yapacağımız her davranışımızı –irademiz de dahil olmak üzere– muhit ve sonsuz ilmiyle çok önceden görüp bildiğinden tespit ve takdir buyuruyor, biz de, zamanı gelince irademizle onu yapıyoruz.