Mahlûkatın her biri birer aynadır ve aynalıklarıyla bütün ilâhî tecellîleri aksettirirler. İnsan ise kâinatta şuurlu tek aynadır. Zât-ı Ulûhiyet’in bilinmesi ancak insan gibi şuurlu bir ayna ile olur. Eğer bu mükemmel ayna olmasaydı, Zât-ı Ulûhiyet bilinemezdi.. evet O’nu gösterme adına insan çok iyi bir ayna olmuştur. Ama Server-i Enbiyâ (aleyhissalâtu vesselâm), bir mir’at-i mücellâ olarak bütün tecellîlere aynaların aynası olmuştur. Eğer o aynada tecellîler aksetmeseydi her yer ve her mevcut zifiri karanlıkta kalırdı. Allah, bizleri marziyatına talip muktedilerden eylesin ve hidayetiyle beraber bize istikamet nasip etsin! Âmin.
Kur’ân’a Vukûfiyet
Bediüzzaman hafız değil ama Kur’ân’la içten tanışık ve ona çok derin vukûfiyeti olan bir zattır. Onun Nurlar’da söylediği sözler, ya bi’l-iltizam ya bi’t-tazammun veyahut bi’l-mutabaka bir âyetin meali ve seslendirilmesidir. Söyledikleri bazen bi’d-delâle veya bi’l-işare bir âyet ya da hadis olabilir. İşte Nur Külliyatı, çok zengin ve çok iyi donanmış bir dimağa sahip böyle bir zatın eseridir. Binaenaleyh Risalelerin, okunurken daha fazla istifade edilmesi açısından bu gözle okunmasında fayda var.
1Âl-i İmrân sûresi, 3/8.
2Bkz.: İbn Mâce, zühd 4.
3Bkz.: Bediüzzaman, Mektubat s.427 (Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Meselenin Hâtimesi).