Sadakat Ve Sebat
Sadakat ve Sebat
Hz. Adem (as), Hz. Muhammed (sav) değildir, Kur’ân-ı Kerim, Hz. Adem için ‘Biz onu azmedici bulmadık’ diyor. Bunun manâsını şu sözde aramak lazım: ‘Ebrar’ın hasenâtı, mukarrebînin seyyiâtıdır.’
Zaman olur, öyle hareket edersiniz ki, o sizin için hasenattır, ama daha sonra o hasenat seyyiat sayılabilir. Zira artık siz de belli bir mertebe katetmişsinizdir. Bedevî geliyor, ‘İslâm nedir?’ diyor ve Efendimiz’den (sav) İslâm’ın beş şartını öğrendikten sonra ‘Vallahi, başka bir şey katmadan bunları yerine getireceğim’ deyip gidiyor. Efendimiz (sav), ‘Doğru söyledi ise kurtulur’ buyuruyor. Ama, Hz. Ebu Bekir’e, Hz. Ömer seviyesindekilere, ‘Eğer dininizin onda birini yaşamazsanız helâk olursunuz’ buyuruyor.
Efendimiz (sav), Hz. Âişe’ye talip olduğunda, Hz. Âişe 7 yaşında, Efendimiz ise 53 yaşında idi, arada 46 yaş fark vardı. Ebu Bekir, ‘hayır’ demek şöyle dursun, ‘düşüneyim’ deseydi, seviyesinin sözünü söylememiş olurdu.
Hz. Adem yasak meyveye elini uzattı. Müfessirler bu meyve konusunda bir sürü ağaçtan bahsederler; halbuki, zannediyorum bu: ‘Mahiyetinizde mündemiç fena duygulara yanaşmayın’ demekti. Nebî hakkında konuşurken dikkatli olmak lazım. Hz. Adem sürçtü, ama çabuk döndü. Hz. Adem’in hayatında bir defa sürçtüğü şeyde, kim bilir biz günde kaç defa sürçüyoruz! Hz. İsa bütün sıkıntılar etrafını sardığı zaman ‘Men ensarî’ (Yardımcılarım kimdir?) dedi. Yuşa b. Nun, Hz. Musa’nın fetâsıydı ve ona sadakatle bağlıydı. Efendimiz’in (sav) en büyük yardımcısı Sıddık-i Ekber’di. Aynı sadakatı Bediüzzaman da kendi talebelerinden istemişti. Zira büyük işler, ancak sadık kimselerle gerçekleştirilir.