İçeriğe geç

Evet, istiğrak ve heymân hâlinde bile olsa, “ben” diyene bütün verâların kapıları kapanır; yukarıdan aşağıya şefkat tokatları inip kalkmaya başlar.. ve Sonsuz karşısında kendini sıfırlamaya gitmeyen böyle tali’sizler cebrî sıfırlanmaya tâbi tutulurlar. Evet, “Nefy-i nefy ispattır.”, “Yok yok olsa var olur.” disiplinleri açısından, acz ü fakr sistemine göre hareket edilmediği takdirde, farkına varmadan insan bir yokluk çağlayanına kapılır gider de bir daha geriye dönemez.

Hakk’a kulluk mülâhazasıyla, insanın konumu da işte bundan ibarettir. O, vicdanında hiçliğini duyup hissettiği ölçüde marifet, muhabbet ve zevk-i ruhanî ufkuna açılmış olur ve Hakk’ın mücellâ bir aynası hâline gelir. Aksine, enaniyetle köpürüp, gurur ve kibirle gümleyedurunca da iç içe küsûflar yaşar ve şeytanın mel’abesi hâline gelir. Böylesi kahredici bir duruma düşmemek için daha baştan geçilecek şeylerden geçilmeli ve seçilecek şeyler de Hak disiplinlerine göre isabetli seçilmelidir ki insan uzak yakın yarınlar itibarıyla âh u vâha düşmesin. İbrahim Hakkı hazretleri bu hususu şöyle noktalar:

“Az ye, az uyu, az iç!..
Ten mezbelesinden vazgeç!..
Dil gülşenine göç!..
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.”

Emir Buhârî ise:

“Der tarîk-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk:
Terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hestî, terk-i terk.”

der; nefse bakan yönüyle dünyayı da, ukbayı da, kendini de ve terk mülâhazasını da kafadan silip atarak O’na teveccühü salıklar.

Onun bu oldukça çetin güzergâh disiplinlerine mukabil, yaşadığı çağa göre asrın sözcüsü, acz ü fakr, şevk u şükür, tefekkür ve şefkat düsturlarını nazara verir;

“Der tarîk-i acz-mendî, lâzım âmed çâr çîz
Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak, ey aziz!”
35