Üçüncü Menzil: Bu menzil tevhid hakikatlarından "Dört Hakikat-ı Muazzama-i Muhita" ile ışıklandırılmıştır.
Birincisi: Bütün mevcudatı hadsiz muntazam suretler ile basit bir maddeden açan fettâhiyet hakikatıdır.
İkincisi: Zemin yüzünü rahmetin had ve hesaba gelmeyen hediyeleriyle dolduran Rahmâniyet hakikatıdır.
Üçüncüsü: Gayet muazzam ve pek süratli ecram-ı semâviyeden tutun, gayet karıştırıcı unsurlara varıncaya kadar herşeyde hükmünü yürüten müdebbiriyet ve idare hakikatıdır.
Dördüncüsü: Zeminin yüzünü istilâ eden zîhayata ve denizlerin içlerini dolduran zîruha ve semâvâtın yüzünü şenlendiren tuyûra varıncaya kadar bütün mahlûkatın rızıklarını basit bir kuru topraktan veren ve herbirine şefkat edip, merhamet eden Rahimiyet ve Rezzâkıyet hakikatıdır.
DOKUZUNCU ŞUÂ:.... 241
فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ 1
ilâ âhir.. âyetine, otuz sene evvel başlanıp, görülen lüzum üzerine ve haşri inkâr eden ehl-i dalâlet ve ilhadın çoğalmasıyla ve tevfik-i Rabbâni ile otuz sene sonra semavi âyât-ı kübrânın âyâtından birinci âyet olan
فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ 2
ferman-ı İlâhinin iki parlak ve çok kuvvetli hüccetleri ve tefsirleri bulunan Onuncu ve Yirmi Dokuzuncu Söz'lerle münkirleri susturdu.
Dipnotlar
- Bu azametli risale baştan nihayete kadar âlem-i gaybdan gelen ve âlem-i şehâdete uğrayan ve âlem-i âhirete gitmekte olan şu insan kütlesinin herbir ferdinin şu dünya misafirhanesinde muvakkaten oturtulmuş bir âhiret yolcusu ve âlem-i ebediyeye gidecek bir seyyah olduğunu izah etmekle beraber, herbir seyyahın bizzat cism-i mânevîsinin elinden tutarak otuz üç mertebede zikrettiği berâhin-i ulûhiyet ve delâil-i vahdaniyette gezdire gezdire ve tefeyyüz ettire ettire öyle bir iman-ı tahkikî sahibi eyler ki, bütün ehl-i küfür dünyası küfür ve dalâlet fabrikasından çıkmış bir tek bomba olup patlasa, Lillahi'l-hamd ve'l-minneh, o mü'minin imanından zerre kadar birşeyin eksildiği görülmez. Belki de Ashâb-ı Kehf'in kendilerini dinlerinden çıkarmak için çalışan padişahlarına dedikleri gibi; "Ey melik, âgâh ol! Ne yaparsan yap, senin icbar ve ısrarınla biz ne söylersek siz, inanmayınız. Bizler dinlerimizi tebdil edecek değiliz" dedirtir (Hüsrev). Sevgili üstadıma ve mübarek kardeşlerime bir itizar var. Hakkıma isabet eden bu ehemmiyetli ve kıymetli Risale ile diğer azametli risaleleri cehlim ve istidatsızlığım neticesi lâyık oldukları gibi yazamadığımdan, her vakit ellerinden öpüp, hayır duasına el açtığım sevgili üstadım veyahut mübarek kardeşlerim nasıl münasip görürlerse öylece tebdil edebilir. HAŞİYEKusurlu kardeşiniz HüsrevHAŞİYE Gayet güzel ve münasip gördük ve yazdık. Bin bârekallah.
- "Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah'ı tesbih edin. Göklerde ve yerde olanların hamd ve senâsı Ona mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ve öğle vaktine erişince de Allah'ı tesbih edip namaz kılın." Rum Sûresi, 30:17.
- "Şimdi bak Allah'ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir." Rûm Sûresi, 30:50.