cihetiyle herbir yıldız, kayıt altına girmeyip herbirisi ekser yıldızlara bir nevi merkez olarak daire-i muhîtasındaki birer birer herbir yıldıza, mevcudat beynindeki nisbet-i hafiyeye işaret olarak, birer hatt-ı münasebet uzatıyor. Güya herbir tek yıldız, necm-i âyet gibi, umum yıldızlara bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü vardır.
İşte, intizamsızlık içinde kemâl-i intizamı gör, ibret al. وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ 1 nın bir sırrını bil.
Hem âyet-i وَمَا يَنْبَغِى لَهُ 2sırrını da bununla anla ki: Şiirin şe'ni, küçük ve sönük hakikatleri, büyük ve parlak hayallerle süslendirip beğendirmek ister. Halbuki Kur'ân'ın hakikatleri o kadar büyük, âli, parlak ve revnaktardır ki, en büyük ve parlak hayal, o hakikatlere nisbet edilse, gayet küçük ve sönük kalır. Meselâ,
يَوْمَ نَطْوِى السَّمَۤاءَ كَطَىِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ 3 يُغْشِى الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا 4 اِنْ كَانَتْ اِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ 5
gibi hadsiz hakikatleri buna şahittir.
Kur'ân'ın herbir âyeti, birer necm-i sâkıp gibi, i'caz ve hidayet nurunu neşirle küfrün zulümatını nasıl dağıttığını görmek, zevk etmek istersen, kendini o asr-ı cahiliyette ve o sahrâ-yı bedeviyette farz et ki, herşey zulmet-i cehil ve gaflet altında, perde-i cümud ve tabiata sarılmış olduğu bir anda, birden Kur'ân'ın lisan-ı ulvisinden
يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ 6
Dipnotlar
- "Biz Peygambere şiir öğretmedik..." Yâsin Sûresi, 36:69.
- "...bu ona yakışmaz da." Yâsin Sûresi, 36:69.
- "O gün semâyı, kitap sahifelerini dürer gibi düreriz." Enbiyâ Sûresi, 21:104.
- "O, gündüzü, peşi sıra kovalayan gece ile örter." A'râf Sûresi, 7:54.
- "Tek bir sesledir ki, onların hepsi birden toplanıp huzurumuza getirilirler." Yâsin Sûresi, 36:53.
- "Göklerde ne var, yerde ne varsa, herşeyin hakikî sahibi olan, her türlü noksandan münezzeh bulunan, kudreti herşeye galip olan ve hikmeti herşeyi kuşatan Allah'ı tesbih eder." Cum'a Sûresi, 62:1.