İçeriğe geç

Hatta hatırlarım, şimdilerde, bir düzine âciz, iktidarsız ve kendilerinden şüpheleri olan ilhadzedeler, dine saldırmak, mukaddesata salya atmak için siyasî ideoloji, bazı şahıslar ve bir kısım tabulara sığınma lüzumunu duydukları gibi –ki şu anda da en çirkin ve en utandırıcılarını görüyor ve yaşıyoruz– komünizm ve sosyalizmin revaçta olduğu o günlerde de aynı tâli’sizler, arkalarını bu nesepsiz sistemlere dayayarak, bütün kin, nefret ve gayzlarını kusuyor, diyaneti ve dindarı susturmak için âdeta cihad ediyorlardı. İstiklâl mücadelemizin ümit şairi, İstiklâl Marşı’yla bir milletin yeniden dirilişini destanlaştırmasına karşılık, Müslümanın ve Müslümanlığın yakın takibe alınıp öldürüldüğü, söndürüldüğü ve ifsat edildiği bu karanlık dönemi:

“Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde! Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emânet lafz-ı bî-medlûl; Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhûl. Beyinler ürperir, yâ Rabb, ne korkunç inkılâb olmuş: Ne din kalmış, ne iman, din harâb, iman türâb olmuş.”

hicran dolu sözleriyle ifade ediyor ve inkisarla iki büklüm oluyordu.

Ancak hemen şunu da arz edeyim ki, bunca yıl, cebrî, küfrî, keyfî baskılara maruz kalmış bu asil millet tamamen sindirilememiş ve onun ezel ve ebed buudlu düşünceleri de hiç mi hiç söndürülememiştir. Bu düşünceler, yerinde küller içinde bir kor, yerinde küçük bir kurcalama ile “çıt” diye ses veren bir kıvılcım ve yerinde de dünyaları aydınlatmaya yetecek bir ışık kaynağı olduğu hâlde, tedbir ve temkinlerin “ilelmerkez” gücüyle, bir çekirdeğe sığacak kadar büzülmüş, küçülmüş ve böylece çağın en badireli günlerini atlatarak fonksiyonunu eda etme kuşağına ulaşmış ve mevsimi geldiğinde dünyaları ışıklara boğmaya hazır bekliyor.

8