Biz kendimize yok yere kaoslar icat ededuralım; desteksiz, yörüngesiz, irfansız, mefkûresiz ve tabiî, dümensiz yetişen bilmem kaç nesil, hevânın, hevesin ve fantastik hülyaların çocukları olarak yetişti!.. Bütün metafizik mülâhazalarını kaybetmiş; millî resim ve millî kimliğinden habersiz.. dilencilik yoluyla yedi dünyadan toplayıp getirdiği partal şeylerde, “Ben kimim?” sorusuna cevap bulduğu vehmiyle yaşayan bu nesil, hep maddenin gelgitleri ağında çırpınıp durmuş, hep dilsiz ve gönülsüz yaşamış, zaman zaman dinini üstûrelere karıştırmış, ahlâkiliği ibâhiliğin kudûmuna kurban etmiş, sanat telakkisini şehvetin rengine boyamış.. şiirini, mûsıkîsini yırtıklığın ağız suyu hâline getirmiş ve derken kendini, bu elli türlü yanlışlığın birbiriyle boğuştuğu bir öldüren arenanın tam göbeğinde bulmuştur. Zaten neticenin başka türlü olması da düşünülemezdi…
Artık bundan sonra o, gayzla sağa sola saldıracak; geçmişini hafife alacak; imanının yanında güvenini ve güvenilirliğini de yitirecek; insanî duygularıyla beraber sevgiye de hasret gidecekti. Dahası, tamamen yabancı vicdanların vesayetine teslim edildiği bu dönemde o, terbiyesi yabancı ellere bırakılacak; duyguları, düşünceleri ile yabancı kreşlerin çocukları gibi yetişecek; başkalarına kendinden daha yakın, bu yakın-uzak fikirzedeler, birbirlerinin sıcaklığını duyacak kadar birbirleriyle iç içe bulundukları hâlde, kendi aralarındaki soğukluktan da her zaman tir tir titreyeceklerdir. İşte bunlardır ki, imanı bin türlü şüphe ve tereddütle delik deşik.. güveni temelinden sarsık.. ümitleri târumâr.. kalbi, suları çoktan çekilmiş bir dere yatağı gibi kupkuru.. insanî duyguları kine, nefrete, düşmanlığa emanet.. o bomboş yüreği bir sürü korkunun cevelangâhı.. hep hedefsizliğin, gayesizliğin gelgitlerine teslim ve mesafelere yenik.. ufku kapkaranlık ve inişlerinde bile yokuş yaşamakta.. özü, usâresi sıkılıp içinden çıkarılmış da, sadece kabuğuyla ayakta duruyor gibi âdeta her şeyiyle iğreti hâle gelmiştir.