İçeriğe geç

Hemen şunu da ifade etmeliyim ki, varlığı duyuş, seziş ve yorumlayış açıları farklı olduğundan, eğer, her şeyi üzerine bina edeceğimiz böyle sağlam bir düşünce blokajı ve böyle bir felsefî sistemimiz olmazsa, görüşlerimiz sürekli birbiriyle çelişir ve “tearuzların-tesakutların” ağında birbirimizi yer ve bitiririz. Evet, bugünümüz gibi, yarınlarımızın da bize aidiyeti mutlaka böyle bir usûl ve sistem sayesinde ve bütün nesillerin paylaşabileceği bir üslûp örfânesiyle gerçekleştirilmelidir. Şayet duygu, düşünce ve hayat tarzımızda böyle bir vahdet olmazsa, bugün de yarın da millî birlik ve beraberlikten bahsetmemiz hamasî bir temenniden ibaret kalacaktır. Zira herhangi bir sistemde, millî mantık, millî düşünce, millî muhakeme ve ruh vâridâtı çok önemlidir. Bir düşünce sistemi ancak milletin kendi aklından, kendi vicdanından ve kendi his âleminden kaynaklandığı ölçüde, o milletin his birliği, mantık birliği, muhakeme birliği ve beraberce yaşama sühûleti tahakkuk edebilir.. aksine, duyguların, düşüncelerin, yorumların ve üslûpların birbirleriyle çarpıştığı, muhakemelerin birbiriyle çeliştiği bir ortamda çok hareket olsa da kat’iyen bereket olamaz; bereket olmak bir yana, bu türlü durumlarda her zaman bütün bütün yok olup gitmek söz konusudur. Evet, böylesine anlayış ve yorum kargaşalarının yaşandığı bir toplumda, her hamle, tıpkı birbiriyle çarpışan deniz dalgalarında olduğu gibi, sürekli kırılır ve kendi atalet havuzuna boşalarak bir fasit daire içinde döner durur. Deniz dalgalarının birbirini tesirsiz hâle getirmelerinde, gizli bir kısım hikmetler bulunabilir; ama, bir toplum içindeki bu kabîl müsademelerde sadece kokuşma, çözülme ve kendi kendini tüketme vardır. Öyle ki, böyle bir toplumda, âdeta herkes birbirinin kurdu ve her düşünce de bir ölüm projesi gibidir ki, böyle bir dünyaya gökten sürekli rahmet yağsa da, heyet-i içtimaiye her zaman bir güve tehdidi altında sayılır. Ve yine böyle bir toplumda her zaman tarihî değerler delik deşik olmaya maruz ve mukaddesler de târumâr edilmekle yüz yüzedir.. evet, böyle yığınlar içinde ne yaşlılarda vefa ne de gençlerde civanmertlik söz konusudur. İstikbali omuzlarında bayraklaştıracaklarını beklediğimiz dinamik güçler, bir yandan bayrağa küfredip geçmişe söverken, diğer yandan da geleceği, rezaletlerini icra edecekleri bir çılgınlık arenası sanır; buna karşılık, kendilerini ürperten bir umursamazlığa salmış yaşlılar ve aydınlar ise âdeta, bu levsiyat düşüncesinin teşvikçisi gibi davranırlar. İfadeleri, yazıları-çizileri ve medyadaki programlarıyla ruhlardaki bohemliği coşturur ve basiretlere sürekli kezzap dökerler.

144