İslâm; Kitap ve Sünnetle, mü’minin dünya ve ukbâ hayatını, itikadî ve amelî durumunu, ibadet ve ahlâk keyfiyetini tanzim ederken, aynı zamanda satır aralarında, insanın ruh, akıl, kalb, vicdan ve his dünyasına da öteler buudlu bir dünyadan değişik şeyler fısıldar, onun benliğinin derinliklerinde uhrevî esintiler, lâhut televvünlü duygular meydana getirerek her an onu değişik bir buudda bir kere daha ihyâ eder. Eder de, insan kendini Allah’a halife olma mevkiinde, eşyaya müdahale konumunda ve sünnetullah sırlarını kavrama, değerlendirme makamında bulur. Sonra da irade ve meşîet kaynaklı kâinat kitabıyla, O’nun kelâmından akıp gelen beyanını bir vâhidin iki yüzü gibi görür, hisseder.. tasavvur ve düşüncelerini, yaşayış ve davranışlarını, dünya ve ahiret mülâhazalarını arz ve semadaki muvazeneye göre dengeler.
Evet, İslâm, örgülenmesinde önemli birer unsur olan atkılarını akıl, vicdan, ruh ve ceset üzerine atarak, o rengîn, derin dünya ve ukbâ buudlu dantelâsını işleyip meydana getirmiştir. Bir seviyede bunlardan bazıları, yer yer diğerlerinin önüne geçse de, hiçbiri tek başına ne onu tam mânâsıyla aksettirmeye, ne temsile ne de ifadeye gücü yetmez.
Hâlik’ın en büyük ve herkes için en umumî atiyyesi olan İslâm’ı, yine O’nun bir diğer ve ilk ihsanı sayılan akıl, vicdan, ruh, ceset ve letâiften meydana gelen bütün varlığın fihrist-i mânevîsi bir organizasyon taşıyabilir.
İleride bu mevzuu daha da açmak istiyoruz.