İçeriğe geç

Bu itibarladır ki, geleceğin dünyasını kurmayı planlayan yeryüzü mirasçıları nasıl bir dünya inşa etmek istediklerinin ve bu dünyanın imarında ne türlü cevherlerin kullanılması lâzım geldiğinin şuurunda olmalıdırlar ki, kendi elleriyle yaptıkları şeyleri daha sonra yine elleriyle yıkma mecburiyetinde kalmasınlar. Bizim, bin küsur senelik hayatımızın mânâ kökleri ve temel esasları bellidir. Geleceğin ışık mimarları, hareket dinamizmlerinin yanında, düşünce güçlerini de kullanarak, dinî ve millî hayatımızı, üzerine bina edecekleri tarihî dinamiklerin, esneklik, enginlik ve evrenselliğinden tam yararlanarak, Kitap, Sünnet ve selef-i sâlihînin sâfiyâne içtihatları mahfuz, çağın idrak, üslûp ve anlayışına göre, bir kere daha İslâm’ın sesini almaya, bakış zaviyesini yakalamaya, nabzını tutup, kalbini dinlemeye çalışmalıdırlar ki, “ba’sü ba’de’l-mevt” yolunda, berzah hayatı yaşamasınlar. Bu da her şeyden evvel, nefsanîliğin bütün baskı ve dürtülerinden uzaklaşarak ruhanîliğe açılmaya ve dünyayı ötelerin intizar salonu görüp bilmeye bağlıdır. Diğer bir ifadeyle, ibadetlerimizdeki kemmiyeti keyfiyetle derinleştirmeye.. evrâd u ezkârdaki riyâzîlikten doğan eksikliği niyet ve hulûsla nâmütenâhîleştirmeye.. dua, münâcat ve yakarışlarımızda, bize bizden daha yakın bir varlığa yalvarıyor olma mârifet, saygı ve temkiniyle gerçekleşebilecektir. Bunu da ancak, namazı, miraca yürüyor gibi duyanlar, orucu, ilâhî bir gizlilik içinde halvete koşuyor gibi hissedenler, zekâtı, bir emanetçi ve tevzi memuru gibi yerine getirip “oh!” diyenler, haccı, İslâm dünyasının problemlerini görüşmek üzere evrensel bir konferansa, hem de ruh ve kalbin, ötelerin nuraniyet ve mehâbetini rasat edebileceği bir zeminde evrensel bir konferansa iştirak ediyor gibi yaşayanlar anlayabilir.

62