Evet, her şey Allah’tan ve mülk sahibi de O’dur. İnsanın zenginliği Allah’tandır ve emanet olarak ona verilmiştir. Zaten İslâm’a göre mülk de menkul-gayrimenkul topyekün Allah’ındır. Onlar insanda vedia (emanet) olarak bulunmaktadır. Bundan dolayı su-i ihtiyar ve iradesiyle zayi ettiğinden ötürü Allah onu sigaya çeker. Kasdî ve iradî zayi etme söz konusu değilse Allah onu affeder. Evet, insan, yeryüzünde bir emanetçidir. Allah, insanın nefsinden malına, mülküne, arazi ve akarına kadar her şeyi onun zimmetine emanet olarak vermiştir. O bu emaneti ancak Sahibinin rızası ve izni dairesinde kullanabilir ve O’nun emirlerine göre tasarrufta bulunabilir. Mal nerede harcanır, can nerede feda edilir, O’nun verdiği şeyler nasıl değerlendirilir… gibi bütün bu hususlarda O’nun vaz’ettiği kurallara göre hareket edilir.
İnsan bir emanetçi olduğuna göre emaneti yerinde kullanmalı, emaneten verilen şeyleri korumalı ve bu hususta hep Sahibinin izni ve rızası dairesinde hareket etmeli ki öbür âlemde onları bâkî bir şekilde geriye alabilsin.
Bir kere daha tekrar edelim: Ne servet ne zenginlik ne zekâ ne de ilim insanda gurura sebep olmamalıdır. Çünkü bunların hepsi onda bir emanettir. Bu açıdan, eğer Cenâb-ı Hak tecellî yönüyle “Bana ait olan şeyleri verin!” deyiverse, insan açıkta kalacaktır. Bir zaman bir dünya hakkında boş atıp tutan bir askere –latîfe olarak– şöyle demiştim: “Palaskanın üzerinde o gücün damgası var. Matara, kasatura, elbise ve hatta silâhında onların mührünü taşıyorsun. Şimdi eğer o güç ve kuvvet: ‘Bana ait şeyleri ver!’ dese sen çırılçıplak kalmayacak mısın?”