Efendimiz, ümmetine ait negatif görüntülerden birini dile getirirken, “Onlar bir vadide, Kur’ân ayrı bir vadidedir.”16 buyurmuştur. Maalesef, en az beş asırdır, Müslümanlar böyle bir mahrumiyetin cenderesi içinde bulunuyorlar. Geleceğin fikir işçilerinin vazifelerinden biri de Kur’ân’ın bu gurbetine son vermektir.
Kur’ân’ın Gurbeti
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde dört garipten bahsetmiş ve şöyle buyurmuşlardır: “Kur’ân-ı Kerim, zalimin kalbinde; mescid, toplantı için kullanılıp namaz kılınmaz hale geldiğinde; yine Kur’ân, onu okumayan birinin evinde; Müslüman sâlih bir erkek, kötü bir kavim arasında gariptir.”17
Bugün Kur’ân bir gurbet hayatı yaşamaktadır. Kur’ân’a sahip çıkmak demek, onu kadifelere sarıp cinlere, şeytanlara mâni olsun diye yataklarımızın başına asmak; çeyiz sandıklarında ihtimamla korumak değildir. Mutlaka bir yerlere asılacaksa o, mânevî hayatımızı mahveden ifritleri kovmak için kalblerimizin en mûtena köşesine asılmalıdır.
Müslümanların Kur’ân’a karşı takındığı tavır, İslâm dinini ve onun yüce kitabını istemeyen hasımların arzu ettiği bir tavırdır: Kur’ân lafız olarak okunsun, evlerde aksesuar olsun; ama o bir toplumun şuurlanması, hayatının gayesini öğrenip o istikamette yaşaması için kullanılmasın. Şuurlanma olacaksa, Durkheim’a göre olsun, Comte’a göre şuurlanma olsun; ama Kur’ân’a göre bir şuurlanmadan asla bahsedilmesin.
Dipnotlar
- 16 el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl 4/98
- 17 ed-Deylemî, el-Müsned 3/108