Ah keşke bizler de “Rehber ve Rehnümâ nerede, biz neredeyiz?” deyip içten içe sızlanabilseydik!.. O, bizim için her zaman söz konusu olabilen, O’nun ufkundan da fersah fersah uzak bulunan bir kısım gönül karartan ahval için sızlanır ve engin bir yakarış ile duygularını şöyle seslendirirdi: “Allahım, kalb katılığından, gafletten -nerede onlar nerede Senin ufkun?!.- fakr u zaruretten, küfürden, fısktan, muhalefet mülâhazasıyla birilerine düşmanlık tavrı almaktan, riyadan, süm’adan Sana sığınırım!”30 Bilmem ki bu teyakkuz ve temkin, baş döndüren böyle bir derinlikle, o Masum-u Mutlak’ın dışında –mele-i a’lânın sakinleri dâhil– başka biri tarafından duyulmuş mudur? Ben zannetmiyorum; kimse de ihtimal veremez…
O Kamer-i Münir’in tazarru, niyaz ve yakarışları adına deryadan damla bu kadarıyla mevzuya bir noktalı virgül koyarak, “Konu bitmedi, sırada o Mâh-i Tâbân’ın hâlesi sayılan ‘Mustafeyne’l-Ahyâr’ var.” diyor ve yanlışlarımdan ötürü Allah’tan afv u mağfiret diliyorum…
16 Ebû Dâvûd, edeb 107.
17 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/191; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 5/119.
18 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/191; et-Taberânî, ed-Duâ, s. 122.
19 Tirmizî, daavât 105; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/171.
20 Ebû Dâvûd, edeb 101; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/42.
21 Ebû Dâvûd, edeb 100; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/25.
22 Buhârî, teheccüd 16, teravih 1; Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 125.
23 Ebû Dâvûd, edeb 107; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 22/298.
24 Müslim, salâtü’l-müsafirîn 201; Ebû Dâvûd, salât 124.
25 Buhârî, ezân 89; Müslim, mesâcid 147.
26 Müslim, salât 215; Ebû Dâvûd, salât 148; Nesâî, mevâkît 35, tatbîk 78.
27 Fetih sûresi, 48/2.