âyetlerinin meâlindeki yüzer âyâtın haşir ve bekà-i ruha ve melâikeye dair üç mühim hakikatını tefsir eder. Bekà-i ruhu o kadar güzel ispat eder ki, cesedin vücudu gibi, ruhun bekasını gösterir. Ve melâikenin vücutlarını görmediğimiz Amerika insanlarının vücutları gibi ispat eder. Ve haşir ve kıyâmetin vücud ve tahakkuklarını o kadar mantıkî ve aklî bir surette ispat eder ki, hiçbir feylesof, hiçbir münkir itiraza mecal bulamaz. Teslim olmazsa da mülzem olur. Hususan âhirindeki "Remizli Nüktenin Sırrı" namiyle haşr-i ekberin esbâb-ı mucibesini ve hikmetlerini öyle bir tarzda beyan eder ki, tılsım-ı kâinatın üç muammasından bir muammasını gayet parlak bir surette halleder.
OTUZUNCU SÖZ: .... 724
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا 1 عَالِمِ الْغَيْبِ لاَ يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلاَ فِى اْلاَرْضِ وَلاَ اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلاَ اَكْبَرُ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ 2
âyetlerinin enâniyet-i insâniye ve tahavvülât-ı zerrat hakkındaki hakikata dair gelen âyâtın iki mühim sırrını iki maksat ile beyan eder.
Birinci maksat, enâniyet-i insâniyenin muammâ-yı acibesini hallederek silsile-i diyânet ile silsile-i felsefenin menşelerini gayet parlak bir tarzda gösterir.
Dipnotlar
- Yirmi Dokuzuncu Söz'ün göz ile görünen bir kerâmeti var. Ezcümle on altı sayfasında ihtiyarsız, tasannusuz her sayfanın satırlarının başlarında on altı elif gelmesidir. Bu tevafuku görmek isteyenler, eski harfli nüshasına müracaat etsinler.
- "Nefsini günahlardan arındıran, kurtuluşa ermiştir. Nefsini günaha daldıran, hüsrana düşmüştür." Şems Sûresi, 91:9-10.
- "İnkâr edenler, 'Kıyamet başımıza gelmez' dediler. Sen de ki: Evet, gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki başınıza gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar birşey Ondan uzak kalamaz; bundan küçük veya büyük ne varsa hepsi ap açık bir kitapta yazılmıştır." Sebe' Sûresi, 34:3.