İçeriğe geç

ezel sabahında vahdet nağmesini işittin,

Leylâ-yı zaman, Kays ile bir demde görüştün,

Dost ikliminin lâlesinin bağlarına eriştin,

Vahdet-i sâki midadı1 سَقٰيهُمْ kevserine düşürdün.

Olmasaydın ey Risale-i Nur bize sen armağan;

Câh-ı mâsiva, nefs-i tâğutla bel' ederdi bizi heman.

Dalâletten geçemez, küfür benliğinde kalırdık üryan,

Hamden lillâh, katremizi bahr-i envârına düşürdün.

Sendeki esrâr-ı Hak 2 سَوْفَ تَرٰينِى 'yi söylesem,

Gül vechindeki Lâhut benini şerh ve beyan eylesem.

Nur-u Hudâ, mü'mine hedâ, dalâlete seyf-i hemta mı desem,

Zülfikar ve Asâ-yı Mûsâ ile münkirleri girdaba düşürdün.

Âşina-yı bezm-i Haktır Risale-i Nur talebeleri,

Nur-u Yezdan, feyz-i Kur'ân'dır cümlesinin rehberi.

Bu âciz nâtüvan onların bir hakir kemteri,

Halil İbrahim'e "hâk-i der-i Âl-i Abâ" tam düşürdün.

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى 3

Duanıza çok muhtaç günahkâr kardeşiniz

Hâk-i der-i Âl-i Abâ

340