veraset-i Nübüvvet noktasında dâvette bulunan hakikî bir şahide işaret eder.
وَنَذِيرًا وَدَاعِيًا اِلَى اللهِ 1 cümlesi, tenvinler vakıf olmadığından sayılırlar. Makam-ı cifrîsi, bin iki yüz elli altı tarihini göstermekle, bu asırda ve bu zamandaki İslâmiyetin inhisafını, bir asır evvel izhar eden mukaddematına bakarak, وَدَاعِيًا اِلَى اللهِ 2 kelimesi yüz doksan bir (191) ederek, Risale-i Nur'un bir hakikî ismi olan Bediüzzaman'ın makam-ı cifrîsi bulunan, yüz doksan bir (191) adedine tam tamına tevafukla ima eder ki, Risale-i Nur dahi, o inhisaf içinde bir dâîi ilâllahtır.
بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُنِيرًا 3 ve yalnız سِرَاجًا مُنِيرًا 4 kelimesi ise, tam tamına Risale-i Nur'un bir ismi olan Sirâcü'n-Nur'a lâfzan ve mânen ve cifren tevafukla bakar. مُنِيرًا daki mim, ye, اَلنُّور ِ deki şeddeli nun'a mukabildir.
Evet İmam-ı Ali (r.a.) keramet-i gaybiyesinde, Risale-i Nur'a Sirâcü'n-Nur namını vermesi, bu âyetin bu fıkrasından mülhemdir denilebilir ve
Dipnotlar
- "… Ve sakındırcı. Allah yoluna çağırıcı." Ahzap Sûresi, 33:46.
- وَدَاعِيًا اِﱫﱷ اللّٰهِ kelimesi, Risale-i Nur'un hakikî bir ismi olan Bediüzzaman'ın makamına tam tamına tevafuku ve manenmutabakatı olduğu gibi, yalnız دَاعِيًا kelimesi de, Risale-i Nur'un tercümanı olan Said ismine, üç harfle ittihad ve üç farkla tevafuk eder. Çünkü, tenvin, elif ve vavmecmuu elli yedi, sin'den üç fark var.Risale-i Nur talebelerinden Küçük Abdurrahman Tahsin
- "… Allah yolunda çağırıcı…" Ahzap Sûresi, 33:46.
- "… Onun izniyle, nur saçan bir kandil…" Ahzap Sûresi, 33:46.
- (Tenvinler, elif sayılır) makamı (1330) edip, Risale-i Nur'un fatihası olan İşârâtü'l-İ'câz tefsirinin zuhur tarihine وَسِرَاجًا مُن۪يرًا eğer birinci tenvin sayılsa (1380) ederek, yirmi bir sene sonra Risale-i Nur küre-i zemini ışıklandıracak bir sirac-ı münevver olacağına remzeder inşaallah.Risale-i Nur talebelerindenTahsin
- "Nur saçan kandil." Ahzap Sûresi, 33:46.