Burûc Suresi22 Ayet
Mekke’de indirilmiştir, 22 âyettir. İlk âyetinde Allah Teâlâ burçlar ve sistemlerle dolu gökyüzüne dikkat çekmektedir. Bürûc: “burçlar” anlamına gelir. Bu sûre, müşriklerin işkence ve baskılarına karşı müminleri sabra teşvik etmekte, onların maneviyatlarını kuvvetlendirmekte, daha önce Allah’ın elçilerine karşı koyan nice saltanatların devrildiği gibi, Kur’ân’ın dâveti karşısında da muhaliflerin tutunamayacaklarına işaret etmektedir.
Rahmân ve Rahîm olan Allah adına.
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِۙ
Burçlarla süslü gök hakkı için!
وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِۙ
Geleceği vaad olunan kıyamet günü hakkı için!
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍۜ
Şahid ile meşhûd hakkı için ki: (Kur’ân’ı inkâr eden kâfirler mel’undurlar).
قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ
(4-5) Tıpkı kahrolası Ashab-ı Uhdud’un, o tutuşturulmuş ateşle dolu hendeği hazırlayanların mel’un oldukları gibi...
Ashab-ı Uhdud hakkında tefsirlerde dört kadar hadise zikredilir. Bunlar arasında en meşhuru, Yemen hükümranlığını ele geçiren Zû Nuvas hakkında olmasıdır. Dördüncü asırda Yemen’e hakim olan bu kral Yahudi dinini benimseyip Hıristiyan olan Necran ahalisini de Yahudiliği kabule zorlar. Halk direnince, birçok insanı ateş dolu hendeklere attırır. Böylece öldürülenlerin 20.000 kadar olduğu söylenir. Yemen’deki Yahudi hakimiyeti 340-378 yılları arasında yer almaktadır.
اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِۙ
(4-5) Tıpkı kahrolası Ashab-ı Uhdud’un, o tutuşturulmuş ateşle dolu hendeği hazırlayanların mel’un oldukları gibi...
اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ
(6-7) Hani onlar ateşin başında oturur, müminlere yaptıklarını acımasızca seyrederlerdi.
وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ شُهُودٌۜ
(6-7) Hani onlar ateşin başında oturur, müminlere yaptıklarını acımasızca seyrederlerdi.
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ
(8-9) Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin tek hâkimi, azîz ve hamîd (mutlak galip ve bütün övgülere lâyık) olan Allah’a iman etmeleri idi. Allah her şeye şahittir.
اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌۜ
(8-9) Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin tek hâkimi, azîz ve hamîd (mutlak galip ve bütün övgülere lâyık) olan Allah’a iman etmeleri idi. Allah her şeye şahittir.
اِنَّ الَّذ۪ينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَر۪يقِۜ
Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de, sonra tövbe etmeyenler var ya, işte onlara cehennem azabı var, yangın azabı var!
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْكَب۪يرُۜ
İman edip yararlı işler yapanlara ise, içinden ırmaklar akan cennetler var. İşte en büyük başarı, en büyük mutluluk budur!
اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَد۪يدٌۜ
Senin Rabbinin darbesi çok müthiştir.
اِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُع۪يدُۚ
O ilkin yaratır, sonra öldürüp tekrar diriltir.
وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُۙ
O gafurdur (affı ve gufranı boldur), vedûddur (kullarını sever, onlar tarafından da sevilir).
ذُو الْعَرْشِ الْمَج۪يدُۙ
O Arş sahibidir, şanı pek yücedir.
فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُۜ
Dilediği her şeyi yapar.
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْجُنُودِۙ
(17-18) Nitekim o orduların, Firavun ve Semûd milletlerinin başlarına gelenleri mutlaka öğrenmişsindir.
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَۜ
(17-18) Nitekim o orduların, Firavun ve Semûd milletlerinin başlarına gelenleri mutlaka öğrenmişsindir.
بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي تَكْذ۪يبٍۙ
Fakat kâfirler yine de dini yalan saymaya devam ediyorlar.
وَاللّٰهُ مِنْ وَرَٓائِهِمْ مُح۪يطٌۚ
Ama ne yaparlarsa yapsınlar, Allah’ın hükmünden kaçamazlar! Zira Allah, ilmi ve kudretiyle onları, arkalarından kuşatmıştır.
بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَج۪يدٌۙ
(21-22) Hayır, hayır! Kur’ân onların iddia ettikleri gibi beşer sözü değildir. O, Levh-i Mahfuzda olan pek şerefli bir Kur’ân’dır.
ف۪ي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ
(21-22) Hayır, hayır! Kur’ân onların iddia ettikleri gibi beşer sözü değildir. O, Levh-i Mahfuzda olan pek şerefli bir Kur’ân’dır.